Lütfen bekleyin..

Av. Bilal AYAZ

Güvenlik Rezaleti!

29 Kasım 2015, 18:28

Geçtiğimiz gün Diyarbakır’da yaşanan; Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin de yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan olaylar herkesin bir kes daha acaba demesine ve birçok soru işaretinin ortaya çıkmasına neden oldu. En başta yaşamını yitiren; hayatını insanlığa, barışa ve topluma adayan; baskı ve zulümden korkmayan doğru bildiklerini korkmadan söyleyen, tehditlere boyun eğmeyen, tek derdi insanlık, barış ve huzur olan; her daim çatışmaları kimden gelirse gelsin reddeden güzel yürekli insana Tahir Elçi’ye Allah’tan rahmet ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. 

Aslında bu büyük kayıp bütün insanlığın kaybı oldu. Bu nedenle sadece belli bir kesimin, hukukçuların değil bütün insanların başı sağ olsun. Peki, olay nasıl gerçekleşti ve nasıl böyle bir durumun meydana geldiğine her açıdan bakmak gerekir. DİHA’nın yayımladığı görüntüler aslında bazı şeyleri çok net ortaya çıkartmaktadır. Çünkü yayımlanan videoda saldırganlar kaçarken bir çatışmaya girmiş değiller ve silahlarını bile yere atmaktadırlar. Bu net olarak görülebilmektedir. Hakeza Barış Elçi’sinin cansız bedeninin yerdeki hali bile birçok noktada neyin nasıl yaşandığını anlatmakta. Peki, olayın gelişimine bakıldığında acaba böyle bir durumun yaşanması ne kadar kabul edilebilir? Kim bu olayın heyecan ve panikle bu şekilde geliştiğini söyleyerek yetinebilecek ki? Kimin aklında bunun suikast olmadığı ve hedef gözetilmeksizin vurulmadığı kalmayacak ki? Her ne kadar sonuç için bunun belirlenmesi mümkün olmayacak ancak kimin aklında bunlar yer edinmeyecek? 

Tabi bazılarımız bunun neden akıllarda yer edineceğini sorabilir. Ancak bakılması gereken bir çok nokta mevcuttur. En başta gerçekten böylesine profesyonel bir eylem gerçekleştiren kişilerin nasıl olur da kaçış esnasında olası bir çatışma durumunu göz ardı ederek silahlarını kullanıma hazır bir vaziyette değil de ters bir şekilde tutarak olay yerinden uzaklaşmaları durumudur.  Yani bu da ancak kendisini güvenli bir bölgeye alan kişiden bir hareket tarzıdır ki aksi durumun gerçekleşmesi kabul edilebilir değildir. Aynı zamanda bu kişilerin istihbaratını alıp böylesine tehlikeli kişilerin bulunduğu araca yapılan baskına emniyet güçleri nasıl olur da bu denli hazırlıksız, korumasız ve çelik yeleksiz gidip baskın yapmaya çalışmaktadır? Yani gönderdiğin ve yaşamını yitiren veya yaralanan polislere de mi acımıyorsunuz yazık değil mi? Böylesine tehlikeli bir dönemde güvenlik görevlileri korumasız yeleksiz çatışma ihtimali kuvvetli olan bir yere gönderilerek ne amaçlanmaktadır ya da bunlar nasıl eğitim almışlar, kendi personeline ve vatandaşların güvenliğine bu kadar mı değer veriyorsun…

Durumun en çok suikast ihtimalini arttıran hali ise 3 tane eğitimli polisin kendilerine doğru 50 metreden yaklaşan hedeften hiçbirini bir türlü vuramamasıdır. Ki bu polislerden birisi istihbarat birisi güvenlik şube ve diğeri de terör şubesinin elemanlarıdır. Bunlar her yıl silah eğitiminden geçmek zorundadırlar. 25, 50 ve 100 metre atış eğitimlerinden geçen bu polisler yaylım ateşinde nasıl bu saldırganları vuramıyor? (Saldırganların gerçekleştirdiği saldırıda ise daha uzaktan ve ne kadar isabetli atışlar yaptığı da göz ardı edilmemelidir) Hele ki boş sokakta kendilerine doğru koşan saldırganları vuramayan polisler aynı zamandan yanlarından geçip gidince sivil insanların da olduğu taraftan kendinden uzaklaşınca da ateş etmeye devam ediyorlar. Peki, sormazlar mı onlara; “Boş sokakta 50 metre boyunca sana doğru koşan iki ayrı hedefi de vuramadın da siviller ve basının da içinde bulunduğu kişilerin arasından geçince mi vuracaksın? Nasıl o sivillerin vurulma ihtimalini düşünemedin? Hele ki en başta sana doğru koşarken atış konusundaki beceriksizliğini kendine ve tüm dünyaya göstermişken...” ve her ne hikmettir ki tek atış enseden sadece 1 sivil yaşamını yitiriyor… Tabi saldırganlardan birinin; kendi silahını Tahir Elçi’nin yanına atması da ayrı bir soru işareti olarak durmaktadır.

Olayların yaşanış biçimindeki sorunlar sadece bununla da sınırlı değil. Aynı zamanda olay yeri inceleme geldiğinde savcı ve avukatların da içinde olduğu o zamanda nasıl güvenlik yeterince alınamıyor ve tekrardan ateş açılabiliyor? Nasıl oluyor da olay yeri güvenliksiz bir şekilde terk ediliyor? Yani zafiyet mi denilmeli yoksa kasıt mı denilmeli bilemiyorum. Ancak burada bu soru işaretleri tamamlanmadan kasıtlı ve planlı olma durumu daha ağır basmaktadır.

İstihbaratın takibinde olan ve bu olaydan bir gün önce polislere 150 kurşun sıkan kişinin hemen ertesi gün bu eylemi gerçekleştirmesi ve koruma talebinde bulunan kişinin kabul edilemez bir şekilde yaşamını yitirmesi tam bir rezalettir. Kendi görevini yapamayan istihbarat sadece bugün bu zafiyetini göstermedi; bundan önceleri de hemen her gün Diyarbakır’da bir olay yaşanmakta ve İstihbarat, tabiri caizse çuvallamakta ve her gün en az bir insan yaşamını yitirmektedir. Nerede bu yetkililer? Neden bu kadar başarısız memurlar veya ilgili müdürler hala görevlerine böylesine rahat bir şekilde devam edebilmektedirler? Neden Ankara olayının hemen ardından gerekli değişiklikler yapıldı da burada bu kadar uzun süren bu zafiyet ve başarısızlığa rağmen bir değişiklik söz konusu değil? Acaba bazıları bunların yaşanması için mi böyle bir duruma getirdi ülkeyi ve teşkilatı? Geçmişte yaşananların hepsinin bir bütün olarak değerlendirilmesi ve saldırganların da tam oradan kaçması o anda kaçması göz ardı edilmemeli; ilgili polislerin de içinde bulunduğu soruşturmadaki gizlilik kararı derhal kaldırılmalı ve gerekli ek soruşturmaların başlatılması ve gerçek faillerin bir an önce bulunması gerekecektir. Teselli bile edeceğinden değil ama… Umarım faili meçhullere bir yenisi daha eklenmiş olmaz ve sorumlular bulunur. 

 

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=