USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

ETİ LÜKS, KEMİĞİ HAYAL EDEN DÜZEN: BEYAZ ETTE DIŞA BAĞIMLILIK OPERASYONU!

06-07-2026

Asır öncesinden yükselen o öfke dolu feryat, Tevfik Fikret’in o ölümsüz dizesi bugün adeta kör gözlerin içine sokulurcasına yeniden sahneleniyor: "Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin; doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!" Ne acıdır ki bu topraklarda zaman değişiyor, rejimler değişiyor, isimler değişiyor ama o obur, o doymak bilmeyen haramzadelerin kurduğu "yağma sofrası" zerre kadar değişmiyor. Dün imtiyazlı damatların, lüks makam araçlarının gölgesinde dönen o kirli çarklar, bugün adaletin tamamen tasfiye edildiği bir hukuksuzluk vadisinde yepyeni boyutlar kazanıyor. Eğer bu ülkede sırtın kavi, arkası sağlamsa her şey mübah kılınıyor; garibansa, dürüstse vuruluyor abalıya!

Bu kurumsal çürümenin ve haysiyet gaspının en taze, en trajikomik panoraması ise son günlerde hem diplomaside hem de ekonomide sergilediğimiz o zikzaklı "perhiz ve lahana turşusu" siyasetinde gizlidir.

MEHTERAN MARŞIYLA BULUTLARA ÜFLEYENLER

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’deki hukuk ihlallerine ve yargı süreçlerine yönelik yaptırım kararları karşısında, Adalet Bakanı Akın Gürlek çıkıp "Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti yargısını baskı veya vesayet altına alabileceği zehabına kapılmasın" diye kürsüleri yumrukluyor. Hemen ardından parti sözcüleri "Bir bakanımızı yedirmeyiz" koruma kalkanıyla hamaset bulutları üflüyor. İç kamuoyundaki o yerli ve milli hisleri kabartmak, "Batı'ya karşı dik duran kahramanlar" imajı çizmek için içeride aslan kesiliyorlar.

Hatırlarsınız; bir zamanlar Avrupa Birliği ile ipler gerildiğinde o kürsülerden ne denmişti? "Onların Kopenhag, onların Maastricht kriterleri varsa bizim de Ankara kriterlerimiz var, yolumuza bakarız!"

Peki, nerede şimdi o Ankara Kriterleri? Nerede o dağları deviren dikleniş? İçeride mehteran marşı okur gibi bulutlara üfleyenlerin, madalyonun diğer yüzünde, kapı arkasında sergiledikleri o acziyet insanı hayretler içinde bırakıyor. Bir grup milletvekilinin el altından Avrupa Parlamentosu kapılarına dayanıp, "Aman bizim bakanın dosyasını kaldırın, yaptırımları iptal edin" diye ricacı olduğunu görmek, takınılan o sahte maskeleri tek bir hamlede düşürüyor. İçeride efelenenler, dışarıda sınır ötesindeki varlıklarının ve koltuklarının derdine düşüp el pençe divan duruyorlar. İşte bu, tam anlamıyla içeriye hamasi nutuk, dışarıya ricacı tutumdur!

Avrupa Parlamentosu’nun bu ricalara verdiği cevap ise diplomatik bir tokattır: "Bu kural ve kanun ihlallerini sonlandırın, biz de bu kararı otomatik olarak kaldırırız." Yani, çözüm ricalarda değil, adliye saraylarınızdadır.

RANTİYEYE KIRMIZI HALI, ÜRETİCİYE KAYYUM SOPASI

Fakat içeride hukukun önemsizleştiği bu "Şak derler, tak diye yaparım" düzeninde, adalet aramak zaten abesle iştigaldir. Hukuksuzluğun tavan yaptığı bu sistem, artık adliyelerden çıkıp ekonomiyi ve mülkiyeti yeniden dizayn etme operasyonuna dönüşmüştür.

Şu trajikomik çelişkiye bakın: Yurt dışından kara para mı, rantiye fonu mu olduğu belli olmayan kaynakları ülkeye çekmek için %5 gibi komik bir vergiyle "Varlık Barışı" adı altında kırmızı halı seriyorsunuz. Üstelik o parayı buradaki faiz veya diğer gelir gruplarına yatırdıklarında, 20 yıl boyunca tek kuruş vergi almayarak adeta onları ödüllendiriyorsunuz. Dışarıdan gelene, sırtı kavi rantiye grubuna her şey mübah!

Ama diğer yanda, bu memleketin istihdamını sağlayan, gece gündüz üretim yapan ünlü beyaz et üreticilerine bir sabah "denetleme kayyımı" ile çöküyorsunuz. Zamanında küresel et devi Brezilya firmasına satılan o meşhur Banvit bile bugün o denetim kayyımının kıskacında. Vah ki ne vah! Maliye Bakanı dışarıda kapı kapı gezip yabancı yatırımcılara "Gelin Türkiye güvenli liman, yatırım yapın" diye sunumlar yaparken; içerideki iktidar yabancı sermayeli Banvit’e bile denetleme kayyımı atayarak kendi bakanına akılalmaz sürprizler hazırlamakla meşgul! Bu güvensizlik ve kuralsızlık ortamını gören hangi küresel yatırımcı bu ülkeye bir daha adım atar?

KURDUN KUZU TAKTİĞİ VE MUTFAKTAKİ BÜYÜK KITLIK

Gerekçe neymiş? "Beyaz et fiyatları çok yüksek, enflasyonu körüklüyorlar." Oysa Türkiye’deki beyaz et fiyatları, fırlayan yem, elektrik ve akaryakıt maliyetlerine rağmen dünya ortalamasının fersah fersah aşağısındadır. Buradaki mesele enflasyon falan değil; tıpkı o meşhur fabldaki gibi: "Suyumu bulandırıyorsun" diyen kurdun derdi suyun temizliği değil, kuzunun etidir! Kurt kuzuyu yemeyi kafaya koymuş bir kere, bahane arıyor.

Asıl büyük tehlike ve plan ise şudur: Beyaz et üretimini "fiyat" bahanesiyle baltalayarak bu ihtiyacı tamamen gereksiz hale getirecek kadar pahalılaştırmak ve ülkeyi hayvansal gıdada tamamen dışarıya bağımlı hale getirmektir! Kırmızı etin yüzünü zaten unutan, tavuğu da lüks kategorisine kaptıran bu cefakar halk, yarın bir gün çorbasına katacağı o kemik suyunu bile içemez hale gelecektir. Satacak fabrika, tüketecek kamu kaynağı kalmayınca, o doymak bilmeyen Han-ı Yağma sofrasına şimdi de halkın en temel protein kaynağını feda ediyorlar.

SONUÇ: DENİZ BİTTİ, KİMİ NEYLE KORKUTACAKSINIZ?

Aziz Nesin’in o dervişane merhametiyle "Çocuklara hiç gözyaşı, hiç açlık, hiç ölüm kalmasın" diye feryat ettiği o kutsal diğerkâmlıktan; çocuklara yapılan zulme "bir kereden bir şey olmaz" diye göz yuman, ülkenin üretimini şantaj-emir dengesiyle kemiren ve dışarıda ricacı sıfatıyla kapı aşındıran bu yozlaşmış düzene ulaştık.

Hem içerideki haramzadelerin hem de dışarıdaki sömürgecilerin gözden kaçırdığı bir hakikat var: Bu ülke her şeyiyle dip yaptı. O doymak bilmeyen oburluğunuz yüzünden artık o sofrada yiyecek hiçbir şey kalmadı! Deniz bitti, kimsede korkacak hal bırakmadınız; şimdi kimi, neyle korkutacaksınız? Kafanızı gömdüğünüz o lüks dünyalarınızda unutmayın; kefenin cebi yok ve bu ülkenin dürüst insanları, kimin elinin kimin cebinde olduğunu tarihin o silinmez hafızasına kazımaya devam edecek.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?