Hak ile Lütuf Arasındaki Uçurum, "Silvan" Hamaseti ve Siyasi İkiyüzlülük Üzerine.
17 Temmuz 2026 fiyakalı teorilerle, ithal sloganlarla ya da ekranlarda kesilen gürültülü afralarla değil; ilkeli duruş ve adalet bilinciyle icra edilir.
Yıllarca ekranlarda "bireysel özgürlük, mülkiyet hakkı, devletin küçülmesi" masalları anlatan sözde liberallerin, bu toprakların en köklü ve en sancılı gerçeği olan Kürt meselesiyle yüzleştiğinde takındıkları ceberrut tavır, Türk siyaset tarihindeki ikiyüzlülüğün en yalın vesikasıdır. Bunun son örneğini, katıldığı bir programda moderatörün sorusuna adeta kükreyerek, üstenci bir dille yanıt veren Besim Tibuk’un şahsında bir kez daha izledik.
1. "Bodrum’a Gidebiliyorsunuz" Demenin Zihniyet Kodu Tibuk, Kürtlerin en temel insani ve anayasal haklarının neden verilmediği sorusuna azarlarcasına, "Daha ne istiyorsunuz? İzmir'e, Bodrum'a gidebiliyorsunuz, iş yeri açabiliyorsunuz, Kürtçe şarkı söyleyip oynayabiliyorsunuz" diyerek akıllara durgunluk veren bir yanıt vermiştir.
Burada sorulması gereken ilk ve en can alıcı soru şudur: Sahi, bu ülkede her vatandaş istediği ile gidip yerleşme ve seyahat etme özgürlüğüne sahip değil midir? Kürtlerin kendi ülkesindeki seyahati neden birilerinin gözüne batmaktadır?
Seyahat özgürlüğü, mülk edinme ve kendi dilinde sanatsal faaliyet yürütme hakkı; bu ülkede yaşayan, vergi veren her bir ferdin anayasal ve evrensel hakkıdır. Bir siyasetçinin çıkıp bunu Kürt halkına bahşedilmiş bir "ayrıcalık", bir "lütuf" gibi sunması, zihninin arkasındaki o derin ayrımcılığı ifşa eder.
Bu yaklaşım, milyonlarca insanı bu ülkenin eşit ve asil vatandaşı olarak değil, adeta "müsaade edildiği kadar nefes alan kiracılar" olarak gören kibirli, tepeden bakmacı bir mülk sahibi zihniyetinin dışavurumudur.
2. Siyasi Başarısızlığın Sığınağı: Hamaset ve "Kısa Dönem" Askerlik zamanında parti kurup siyaset sahnesine çıkan, adı çeşitli finansal tartışmalara ve usulsüzlük iddialarına karışan bir figürün, hak ve hukuk mukayesesi yaparken bu kadar ketum düşünmesi şaşırtıcı değildir. Politik arenada bir baltaya sap olamayan, sandıkta tek bir toplumsal karşılık bulamayanların, unvanlarını ve imtiyazlarını korumak için sığındıkları son kale her zaman en ucuzundan hamaset ve statüko savunuculuğu olmuştur."
Ben Silvan'da askerlik yaptım, yollar yapılıyor, devlet yatırım yapıyor" nakaratı ise bu sığlığın zirvesidir. Muhtemelen kısa dönem ya da asteğmen olarak, bölge halkının gerçek acılarından ve sosyolojisinden tamamen yalıtılmış garnizonlarda geçirilen birkaç ayı, yüzyıllık tarihsel bir yaranın üzerine kör bir kalkan olarak sürmeye çalışmak siyasi ahmaklıktır.
Üç beş kilometre yolla, devletin kerhen yaptığı göstermelik yatırımlarla bir halkın kimlik ve adalet arayışının üstünü örtebileceğini sananlar, sadece kendilerini kandırırlar.
Arşiv Notu: Zamanında silah bırakma, demokratikleşme ve barış süreci için masalar kuran, adımlar atan iktidar ve ortağı, bugün koltuklarını korumak adına tüm o girişimleri durdurma noktasına gelmiştir. Devlet mekanizması güvenlikçi politikalara döndüğü an, dünün sözde liberalleri de hemen o ceberrut koroya katılıp en önde amigo olmaya soyunmaktadırlar. Sorunun özü bu kadar nettir, anlamak için dehaya gerek yoktur.
Son Söz kendilerini bu ülkenin tek tapu sahibi, geri kalan milyonları ise kapı kulu sanan bu ketum ve üstenci zihniyet, halkın nezdinde tamamen hükümsüzdür. Kendi şahsi çıkarları ve ticari hırsları için hukuku esnetenlerin, bir halkın varoluşsal hakları söz konusu olduğunda takındıkları bu statükocu maske, onları asla hak ettikleri saygınlığa kavuşturmayacaktır.
Tarih; adaleti ve eşitliği bir lütuf gibi sunanları değil, o hakkı söke söke savunan dürüst sesleri kaydeder.
