İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Kayıp Yakınları tarafından gerçekleştirilen ‘Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın’ eyleminin 367’incisi yapıldı. Her hafta Cumartesi günü Gülistan Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde düzenlenen eyleme İnsan Hakları Aktivistleri, Kayıp Yakınları ve vatandaşlar katıldı. Kayıp insanlarımız bulununcaya ve failler yakalanıp cezalandırılıncaya dek bu eylem ve etkinliklerinin devam edeceğini belirten İHD Aktivisti Av. Münir Arı: Yıllarca kayıplarının acısını yaşayan ve yaşatacak olan kayıp yakınları, yine kayıplarının uğruna mücadele ettiği değerleri de yaşatmıştır ve yaşatmaya devam edeceklerdir. Bu coğrafyada hakka hukuka ve barışa inanan tek bir kişi kalsa bile bu mücadelemiz sürecektir. Ve kaybedilen insanların hak ve özgürlük mücadelesi kaldığı yerde devam edilecektir.” dedi.
“Can güvenliği kalmamıştır”
Temmuz 2015’te barış ve çözüm sürecinin sona erdirilip silahlı çatışmaların yeniden başlaması ile birlikte savaş gün be gün etkisini acı bir şekilde hissettirdiğini ifade eden İnsan Hakları Derneği (İHD) Aktivisti Av. Münir Arı: “Gelinen aşama itibariyle maalesef ülkemizin kuzey-güney- doğu-batı fark etmez hiçbir noktasında biz yurttaşların can güvenliği kalmamıştır. Ülkenin başkentinde ülkenin sözde en güvenli şehrinde iki büyük katliam oluyor ve kim olursa olsun yurttaşlarımız ölüyorsa devletin başındaki kişilerin ahlaken ve siyaseten hesap vermesi gerekiyor. Ama maalesef yurttaşların can güvenliğinden sorumlu olan kurumlar ve başındaki yöneticiler de kendi üzerindeki sorumluluğu görmezden gelip ölümleri sosyal medyadaki basit bir kınamayla geçiştiriyor. Şunu açık bir şekilde söylemek isteriz ki devletin güvenlik birimleri bütün mesaisini beş tepedeki 1150 odalı sarayı korumak yerine yurttaşın güvenliğine vermiş olsa; meclisteki iktidar çoğunluğu da başkanlık tartışmaları kadar bu çatışmayı hukuk temelinde bitirmeye odaklansaydı insanlarımız ölmez, şehirlerimiz yaşanılmayacak duruma gelmezdi. Devlet bütün gücünü Kürtlerin yaşadığı coğrafyadaki savaşa vermiş, insan haklarını hiçe saydığı bir savaş politikasıyla neredeyse Kürt sorununu Kürtleri yok etme temelli bir politikayla çözmeye çalışmaktadır. Hükümeti, içerideki Kürt sorununu askeri yöntemlerle çözme anlayışından vazgeçmeye çağırıyoruz. Bütün sorunlar, diyalog gibi müzakere gibi barışçıl yöntemlerle demokratik çözüme kavuşturulabilir. Savaşa karşıyız. İçeride ve dışarıda savaşa karşıyız. Çatışma değil, barış istiyoruz! Bütün bu yaşanan ölümler bu coğrafyada yaşayanların geleceğine hiçbir şey katmadığı, kazandırmadığı gibi daha çok öfke, kin, nefret tohumları saçarak yayılma eğilimi göstermekte, daha büyük çatışmalara zemin oluşturmaktadır. Biz insan hakları savunucuları olarak, tıpkı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1984 yılındaki kararında ifade edildiği gibi, ‘Halkların Kutsal Barış Hakkı’nı savunuyoruz. Biz ülke içinde, ülke dışında, her yerde savaşa karşıyız. Her yerde barışı savunuyoruz. Çünkü biliyoruz ki, savaş ölüm demektir. Bütün canlıların, insanların, hayvanların ölümü demektir. Bütün ağaçların, denizlerin, akarsuların, göllerin derelerin ölümü demektir. Biz yaşamı savunuyoruz. Geçmiş yıllarda olduğu gibi yine yılmadan alanlarda olmaya devam edeceğiz. Kaybedilen yakınlarımız bulununcaya ve faillerinin yakalanıp adalet önüne çıkarılıp cezalandırılıncaya dek bu eylem ve etkinliklerimize devam edeceğiz.” dedi.
