USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

KÜRESEL SİYASET VE TOPLUMSAL HAFIZA ARŞİVİ EL GİDER MERSİN’E, BİZLER GİDERİZ TERSİNE!

04-08-2026

Sarayların Saltanatı, ATM’lerdeki 200 TL Sefaleti ve Alkış Tufanının Anatomisi

Politika; sarsılmaz ilkeler, şeffaflık ve halka hizmet bilinciyle yapılan bir görevdir. Gelişmiş, akılcı ve bilge halkların egemen olduğu ülkeler geçmişteki büyük yanlışlarından ders çıkarıp lüksü sarayların elinden alırken; bizde sistem, geçmişin o çöküş getiren şatafatını bir "itibar" ambalajıyla yeniden hortlatmış durumdadır. Kısacası; el gider Mersin'e, bizler gideriz tersine!

1. TESİSAT NUMARASINDAN HESAP NUMARASINA: "DESPAJ" SİSTEMİ

Ekonomik enkazı yönetemeyen iktidar, bütçe açığını kapatmak için halkın cebine doğrudan hortum bağlamanın adını "itibardan tasarruf olmaz" mantığıyla meşrulaştırıyor. Son dönemde vatandaşa ait elektrik ve doğalgaz üzerindeki devlet indirimleri tamamen sonlandırıldı. Bu andan itibaren evlerimizdeki her bir tesisat numarası, devletin doğrudan elini uzattığı birer hesap numarasına dönüştü.

Emeklinin, asgari ücretlinin ve memurun aldığı o üç kuruşluk zamlar, cepleri bile ısıtamadan, paranın soğumasına fırsat verilmeden vergi ve fatura oyunlarıyla Merkez Bankası'na geri aktarılıyor. İktidar, vatandaşın açlığını, feryadını ve geçim yükünü adeta bir tiyatro izler gibi seyrederken; köseleye dönüşmüş yüz derisiyle bu gerçeği halktan gizleyebileceğini sanıyor. Peki, tokat gibi toplanan bu paralar kalkınma için mi kullanılıyor? Hayır! Toplanan her bir kuruş, döviz ödemeli köprü ve yol ihaleleriyle palazlandırılan o beşli müteahhit çetesine gidiyor.

2. PARANIN ÇÖP OLUŞU: ATM'LERDEKİ 200 TL RESMÎ İTİRAFI

Bu ekonomik çöküşün sokaktaki en çıplak vesikası, bankamatiklerin adeta birer "200 TL otomatına" dönüşmesidir. Ülkenin parasının alım gücü öyle bir çöp olmuştur ki, merkez bankasının matbaaları para basmaktan, ATM'lerin para kasetleri ise o devasa hacmi taşımaktan yorulmuştur. Piyasada 500 ve 1000 liralık banknotların basılması artık bir tercih değil, kaçınılmaz bir lojistik mecburiyettir.

Gelişmiş ülkelerde insanlar cebindeki en küçük bozuk parayla, yani centlerle, penilerle gidip bankamatikten işini görebiliyorken ve o ülkelerin paraları alım gücünü koruyorken; bizim en büyük banknotumuzun bugün pazarda hükmünün kalmaması içler acısıdır. Enflasyonu yok sayarcasına direnen ve parasının değerini koruyan o gelişmiş ülkelerin politikacıları gerçek bir başarıya imza atarken, bizimkilerden çıt bile çıkmamaktadır.

3. HAYRANLIK MANŞETLERİ VE 13 UÇAKLIK FİLO GARABETİ

Yandaş medya mensupları, ülkede kişi başına düşen milli geliri değil; sarayların büyüklüğünü kalkınmanın işareti olarak gösteriyor. Avrupa’nın küçük ama dijitalleşmede dünya lideri olan ülkesi Estonya’nın Başbakanı Kaja Kallas Ankara’daki devasa beton kütlesini görünce şaşkınlığını gizleyememiş, "Burada kim oturuyor?" hayretiyle bakakalmıştı. Bizim yandaş medya ise bu israf eleştirisini "Estonya Başbakanı külliyeyi hayranlıkla izledi" manşetiyle sunarak kime ve neye hizmet ettiğini bir kez daha kanıtladı.

Bugün Türkiye’de Cumhurbaşkanlığına tahsis edilmiş 10’un üzerinde aktif saray, köşk ve kasır bulunuyor. Sadece bu sarayların hizmetinde 3 binden fazla personel görevlendirilmiştir.

İtibar meselesinin dışa yansımasına baktığımızda, İngiltere Başbakanı hâlâ kendisine tahsis edilen Downing Street 10 Numaralı o son derece mütevazı evde hiçbir itibar sorunu yaşamadan otururken; bizde ucu bucağı görünmeyen zırhlı araç konvoyları ve aralarında lüks VIP uçakların da bulunduğu 13 uçaklık filo bir lüks olarak kabul bile edilmiyor.

4. İKİ FARKLI DÜNYA: AĞIR TENKİT Mİ, AVUÇLAR PATLAYANA KADAR ALKIŞ MI?

İktidar sahipleri her başarısızlığın dibine vurduklarında ekranlara çıkıp, bu sefaleti adeta bir "şahlanış destanı" gibi halka açıklıyorlar. Peki, bu açıklamalar yapılırken ne yaşanıyor? İşte gelişmiş ülkeler ile biat kültürünün pençesindeki toplumlar arasındaki uçurum tam burada açılıyor:

Gelişmiş Ülkelerde: Halk ve vekiller siyasetçiyi kutsal bir lider olarak değil, kendi vergileriyle çalışan birer "devlet memuru" olarak görürler. Enflasyon azıcık yükseldiğinde veya para değer kaybettiğinde o politikacılar elleri kızarıncaya kadar alkışlanmaz; medyanın ağır tenkitleri, halkın sokaktaki protestoları ve sandığın tokadıyla anında koltuklarından indirilirler.

Bizde ve Benzer Yapılarda: İktidar her olumsuzlukta suçu "dış güçlere" atıp başarısızlığın dibine vurduğu açıklamaları yaparken, arkalarında dizilen vekiller ve yandaşlar adeta elleri kızarıncaya, avuçları patlayıncaya kadar alkış tufanı koparırlar. Çünkü o vekillerin varlık sebebi halkın açlığına çare bulmak değil, saraydaki yerlerini korumak için lidere sadakatlerini tescillemektir. Onlar tenkit ederek paralarının değerini korur; bizdekiler ise alkışlayarak abalının sırtındaki yükü artırır.

Son Söz

Milli uçak göklerde olacak dendi, elektrikli traktör fabrikadan çıkacaktı, Aya uzay üssü kurulacaktı... Şimdi ise Somali'de uzay üssü vaat ediliyor; gelmez ayın hangi gününe denk geleceğini kimse bilmiyor.

Tarih, bu lüks ve şatafatın sonunu çok net yazar. Fransız İhtilali'nde halk ekmek isterken "Ekmek yoksa pasta yesinler" diyen Marie Antoinette’in körlüğü ile Osmanlı'nın iflas döneminde hazine tam takırken inşa edilen Dolmabahçe ve Çırağan saraylarının körlüğü birebir aynıdır.

Avrupa halkları aydınlanmayla, eğitimle bir araya gelerek ülkelerini kralın, kilisenin ve ordunun bu asalak sisteminden kurtardılar. Biz asilin sırtından doyan vekillerin sahte müjdelerini alkışlamaya devam ettikçe, abalının sırtındaki o kırbaç sesi "şahlanış melodisi" diye dinletilmeye devam edecektir. Ama unutulmamalıdır ki; kral çıplaktır ve yalan alkışlarla örülen o sırça köşkler, halkın açlık çığlığı karşısında un ufak olmaya mahkûmdur.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?