USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

İMTİYAZIN ŞATAFATI VE SOKAKTAKİ VİCDAN

28-09-2026

Son günlerde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan Karadeniz’e, Zonguldak ve Düzce’ye ekmeğinin peşinde giden mevsimlik tarım işçilerine yönelik yaşanan saldırı ve linç girişimleri, hepimizin yüreğini bir kez daha kanattı. İçişleri Bakanlığı’nın, valilerin ve mülki idarecilerin süslü salonda yaptığı "koordinasyon toplantıları" ve süslü nutuklar; ne yazık ki tarlaya, sokağa ve ırkçı zihniyetlerin vicdanına yansımıyor. Alın teriyle helal rızkını kazanan insana sahip çıkamayan bir idare, hangi "çözüm veya barış sürecinden" bahsederse bahsetsin, inandırıcılığını kaybeder.

Ancak aynı günlerde bir başka fotoğraf daha düştü önümüze: Tarlası ve biçerdöveri yanan bir köylünün imdadına, hiç tereddüt etmeden kendi rızkını bölüşerek koşan yöre halkının dayanışması... İşte hakiki barış ve kardeşlik siyasetçilerin vaatlerinde değil; halkın bu katıksız irfanında ve merhametindedir.

Ne var ki yukarılara, muktedirlerin dünyasına baktığımızda bambaşka bir manzara ile karşılaşıyoruz.

Ankara’nın en mütevazı semtinde bir bodrum katının ya da gecekondunun kirası 10-15 bin lirayı aşmışken; dar gelirli, asgari ücretli ve emekli ay sonunu getiremeyip ev kirasını ödeyemezken, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Bilkent’teki 450 metrekarelik tripleks lüks villada 2024’te 975 TL, 2025’te ise sadece 1.404 TL sembolik lojman kirasıyla oturması toplumsal vicdanı paramparça etmektedir. Elektriği, suyu, ısınması ve çevre düzenlemesi kamu bütçesinden karşılanan bu şatafat, mevzuata uydurulsa dahi ne adalete ne de kul hakkına uyar.

Aynı anlayışın tezahürünü Meclis’in şatafatlı iftar sofralarında da görüyoruz. Vatandaşa "Porsiyonları küçültün, sabredin" tavsiyesinde bulunanlar; Meclis restoranlarındaki sübvanse edilmiş lüks yemeklerin faturasını kuruşu kuruşuna açıklayamayıp "TBMM’nin aşağılanmasına son verilsin" diyerek konuyu kapatmaya çalışıyor. Normal bir vatandaşın bir restoranda mütevazı bir yemek yemesinin bedeli binlerce lirayı bulurken, vekillerin ödediği sembolik tutarları gizlemek, halktan ne kadar kopulduğunun en açık tescilidir.

Yetmiyor; aynı isimlerin geçmişte uzun yıllar görev yaptığı Sakarya Üniversitesi’ne kızlarını "kişiye özel" kadro şartlarıyla araştırma görevlisi olarak yerleştirdiği, ardından aynı üniversiteye rektörlük iddialarıyla gündeme geldiği haberleri arşivlerdeki yerini koruyor. Binlerce yetenekli genç akademisyen dirsek çürütüp kadro beklerken, muktedirlerin çocuklarına açılan bu özel kapılar, liyakat sisteminin nasıl çürültüldüğünü gözler önüne seriyor.

Sözün özü; halka şükür, sabır ve kemer sıkma reva görülürken; yönetenler sınıfına imtiyaz, lüks konutlar ve adrese teslim kadrolar sunulmaktadır.

Ancak umut yok değildir. Umut; bürokrasinin şatafatında değil, tarlası yanan komşusuna ekmeğini bölen o dürüst halkın vicdanında ve bu adaletsizliği görüp sorgulayan insanların varlığındadır. Bu imtiyaz düzeni ne kadar kılıfına uydurulursa uydurulsun, halkın vicdanındaki yargıdan asla kaçamayacaktır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?