Mustafa Destici meselesi, bu ülkede siyasetin nasıl bir tüccarlık zanaatına dönüştüğünün ve halkın saf duygularının iktidar çarklarında nasıl öğütüldüğünün en çıplak vesikasıdır.
Sivas Belediyesi’nin kapısında bir umut beklerken yenen o siyasi dirsek, esasen sadece bir şahsın değil; toplumsal karşılığı yüzde 1’i dahi bulmayan tabelaların iktidar şemsiyesi altında nasıl bir ağırlık aradığının fotoğrafıydı. Fakat ilkesiz siyaset için itibarın bir önemi yoktur; esas olan çarkın dönmesidir. Cumhurbaşkanlığı seçimindeki %50+1 sisteminin yarattığı o dar boğazı bir "fırsat kapısı" olarak görüp; tabanı ve öz ağırlığı olmadan Meclis’e kapılanmak, tam da bu pazarlıkçı aklın ürünüdür.
KENDİ EVLADINA LİYAKAT, HALKIN ÇOCUĞUNA "SABIR"
Bu pazarlıkçı anlayışın en acı yüzü ise kamu imkânlarının bölüşülmesinde ortaya çıkmaktadır. Kendi evlatlarına Meclis’in kapılarını ve yüksek maaşlı kadrolarını ardına kadar açıp bu durumu pişkince savunanlar; KPSS yollarında dirsek çürüten, mülakatlarda elenen ve ömrü tükenen gariban Anadolu çocuklarına ise sadece "sabır" ve "kanaat" tavsiye etmektedir.
Üstelik Muhsin Yazıcıoğlu’nun hâlâ aydınlatılamamış şüphelerle dolu ölümünün ardından partiyi teslim alıp, o davanın üzerindeki sır perdesini aralamak yerine iktidar gölgesinde serinlemeyi seçmek, siyasi vicdanın nerede durduğunu netçe özetlemektedir.
EV SAHİBİNE "KİRACI" MUAMELESİ YAPMAK
Kendi varlığı siyasi bir sığınmacılığa ve ittifak pazarlıklarına dayanan bir anlayışın, bu toprakların kadim halkına ve Kürtlere dönüp "Beğenmiyorsanız gidin" diye parmak sallaması; sadece kibrin değil, derin bir özgül ağırlıksızlığın tezahürüdür.
Tarlada ter döken, vergisini ödeyen, bu coğrafyanın kahrını ve çilesini çeken insanlara "kiracı" muamelesi yapanlar; sandıkta tek başlarına kaldıklarında bir muhtarlık dahi kazanamayacaklarını çok iyi bilenlerdir. Yoksulluk derinleşip şatafatlı çarkların hesabı sorulmasın diye topluma sürekli bir "öteki" icat etmek, koltuğunu korumak isteyenlerin en eski sığınağıdır.
SON SÖZ: LALE DEVRİ BİTER, HAKİKAT KALIR
Meclis koridorlarında ve saray sofralarında "Lale Devri" sürenler, kendi ikballerini ve çocuklarının geleceğini garanti altına aldıklarını sanabilirler. Fakat unutulmamalıdır ki; şatafat geçici, halkın hafızası kalıcıdır.
Tarih; kapı önlerinde ikbal bekleyip halka kibirle parmak sallayanları değil; her türlü baskıya rağmen kendi toprağında onuruyla, diliyle ve kimliğiyle eğilmeden duran insanları yazacaktır.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir