(Alt Başlık: Siverek’ten Maraş’a Liyakat İflası ve Cenazede Bile Taraf Tutan Vicdan Mezbeleliği)
Geliyormuş gelecek olan... Siverek’te uzun namlulu silahın gölgesi okul kapısına düşmeden önce tehdit mesajlarıyla bağıra bağıra gelmiş; ama o "Ankara kriterleri" mezbeleliğinde koltuk koruma derdine düşenler duymamış. Maraş’ta ruhsal sorunları olan bir evlat, emniyet müdürü babasının makam zırhı ardına saklanıp, poligonda aldığı atış talimiyle sınıf arkadaşlarını katletmeye elini kolunu sallayarak gelmiş; ama o "ayrıcalıklı sülükler" düzeninde çantalar aranmamış, tehlike görülmemiş.
Görmemiş görmesi gerekenler!
Çünkü onların gözleri, uzayda Artemis ile hayat ararken kendi okullarında can veren çocukları göremeyecek kadar körleşmiş. Onların gözleri, çöpten beslenip celladının giyotinini yalayan bir toplumun alkışlarıyla mühürlenmiş.
Ancak en acısı, o mermiler sustuktan sonra yaşandı. Bir yanda devletin tüm imkanlarıyla gidilen taziyeler, diğer yanda 11 yaşındaki evladını toprağa veren ama sırf KHK’lı olduğu için "öteki" ilan edilen bir baba... Valiye soru sorması engellenen, feryadı susturulmaya çalışılan, bakanların taziye kapısından geçmediği o acılı polisin evi...
Soruyorum o "minnetsiz lokma" yediğini iddia edenlere: Bir çocuğun ölümü, babasının hukuki statüsüyle mi tartılır? Ölüm karşısında bile "sen bizdensin, sen değilsin" terazisi kuran bir devlet, o 20 ay vatan nöbeti tuttuğumuz o onurlu "baba" mıdır?
Bu memleketin başına dökülen o kül ve toprak (xulî ve ax) artık sadece bir keder değil, bir utanç vesikasıdır. İşçinin kıdem tazminatına "enflasyon müjdesi" diye el koyanlar, çocukların cenazesinde bile taraf tutanlar; "peynir gemisinin" çoktan battığını, geriye sadece o batığın üzerinde tepinen bir "uyumlu monarşi" kaldığını kanıtladılar.
Siverek’ten feryat yükseliyor, Maraş’ta bir baba evladının ardından yas tutarken dışlanıyor. Ve biz hâlâ "lafla peynir gemisi" yürütüyoruz.
Görmesi gerekenler görmedi; ama biz gördük iki gözüm! Biz o "minnetsiz lokma" davasını, o 1978 Kütahya ayazındaki adaleti, o 20 aylık vatan nöbetinin dürüstlüğünü unutmadık.
Şimdi soruyorum: Bu giyotin bir gün o kör olan gözlerinize indiğinde, kimi suçlayacaksınız?
Vah bize, biz ne yaptık!
