Dünya artık yüksek sesle konuşan liderlerin değil, sessiz bekleyen stratejilerin çağını yaşıyor.
Bir tweetle gündem değiştirenler var. Bir de hiç konuşmadan denge değiştirenler.
Vladimir Putin ikinci türden bir lider.
O, hamleyi ilan etmez.
Şartları olgunlaştırır.
Zamanı geldiğinde masaya sürer.
Bu yöntemin merkezinde belirsizlik vardır.
Belirsizlik; korkudan daha etkilidir.
Çünkü korku anlıktır, belirsizlik süreklidir.
Bir ülke hedefteyse ilk yıkım ekonomiyle başlamaz.
İlk çatlak psikolojidedir.
“Ne zaman?” sorusu yayılır.
“Acaba?” şüphesi büyür.
Belirsizlik, zihinleri yorar.
Yorulan zihinler hata yapar.
Donald Trump gibi liderler hamleyi açık eder.
Açık tehdit savunma üretir.
Ama görünmeyen tehdit, içten çözülme üretir.
Putin’in yöntemi sabırdır.
Enerji üzerinden bağ kurmak.
Bölgesel krizleri pazarlık alanına çevirmek.
Ekonomik temasları stratejik kaldıraç yapmak.
Bu yöntem hedefteki ülkeye şunu hissettirir:
“Olacak… Ama ne zaman?”
Bu duygu, ölümün gelişi gibidir.
Kaçınılmazlık hissi vardır.
Takvim yoktur.
Türkiye gibi hem Batı ittifakının parçası olan hem de Rusya ile güçlü temaslar sürdüren bir ülke için bu denklem daha hassastır.
İktidarın devamlılığı mı?
Sistemin dönüşümü mü?
Dış basında yapılan analizler bir tercih değil; olası tüm senaryolara hazırlık mesajıdır.
Ancak unutulan bir şey var:
Belirsizlik sadece zayıflatmaz.
Bazen uyandırır.
Bir toplum geleceğini başkalarının stratejik hesaplarına bıraktığını fark ettiğinde iki yol doğar:
Ya kabullenir…
Ya kendi kaderine sahip çıkar.
Tarihi belirleyen şey, dış stratejiler değil; iç iradedir.
Putin Trump değil.
Sessizdir.
Sabırlıdır.
Hesapçıdır.
Ama her sessizlik mutlak güç değildir.
Bazen sessizlik, karşı tarafın ne yapacağını görmek için bırakılmış bir boşluktur.
