Yoksulluk, ihmaller ve görmezden gelinen gerçekler.
Türkiye’de çocuk ölümleri hız kesmeden devam ediyor. Ev kazaları, yangınlar, iş cinayetleri ve ağır yoksullukla iç içe geçen bu tablo, ülkenin en kırılgan kesiminin çocukların hayatlarının nasıl risk altında olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor.
Pendik’teki son olayda, annelerinin hastaneye götürdüğü bir çocuğun ardından evde çıkan yangında üç kardeş yaşamını yitirdi; bir kardeş ise entübe edildi. Elektrikli sobanın devrilmesi sonucu yaşanan bu acı olay, yalnızca bir ev kazası değil, derinleşen yoksulluğun, denetimsizliğin ve yapısal ihmallerin bir sonucudur.
Bundan önce, hurdacılık yaparak ailesini geçindirmeye çalışan bir annenin evinde devrilen soba nedeniyle çocuklarını kaybetmesi, daha önce bir parfüm imalathanesinde çıkan yangında yedi çocuğun hayatını kaybetmesi ve yıl içinde onlarca çocuğun iş kazalarında can vermesi, benzer acıların birbirine eklenen halkalar hâlinde sürdüğünü gösteriyor.
Türkiye’de çocuk işçi gerçeği:
Resmî ve gayri resmî çürümüşlük
Her Yıl 60–70 çocuk çalışırken ölüyor
Resmî verilere ve sivil toplum raporlarına göre Türkiye’de:
Her yıl yaklaşık 60–70 çocuk, iş kazalarında yaşamını yitiriyor.
2013’ten bu yana en az 770 çocuk, çalışırken öldü.
Eğitim-öğretim yılı boyunca bile en az 66 çocuk iş cinayetlerinde can verdi.
Bu rakamlar, yalnızca ölümle sonuçlanan vakaları kapsıyor. Yüzlerce çocuk yaralanıyor, sakat kalıyor, kayıt dışı olduğu için hiçbir istatistiğe bile girmiyor.
Neden bu kadar çok çocuk çalışmak zorunda kalıyor?
1. Yoksulluk ve gelir eşitsizliği
Türkiye’de bir milyondan fazla çocuk işçi bulunuyor; bağımsız araştırmalar bu sayının iki ile dört 4 milyon arasında olduğunu belirtiyor.
Ailelerin önemli bir kısmı: Temel gelir desteği alamıyor,
Çocuklarını okula göndermek yerine çalıştırmak zorunda kalıyor,
Sosyal yardımların geçici ve yetersiz olması nedeniyle geçim derdine çocuklarını katmak zorunda bırakılıyor.
2. Denetimsizlik
Tarım, sanayi, küçük atölyeler ve sokakta çalışma alanlarında çocuk işçiliği büyük oranda kayıt dışı.
Devlet denetimlerinin zayıflığı, işverenlere “çocuk işçi ucuzdur ve risklidir ama yakalanma ihtimali düşük” mesajını veriyor.
3. MESEM ve benzeri programların kötüye kullanılması
Mesleki eğitim adı altında yürütülen uygulamalar, çocukları fiilen iş gücü piyasasına çekiyor.
Bu programlar “eğitim” adı altında çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasını meşrulaştırıyor.
Yoksul aileler neden kayıt altında değil?
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yürüttüğü sosyal yardım kayıt sistemi, yoksulluğun gerçek derinliğini yansıtmıyor.
Birçok aile:
Gelir şartları,
Bürokratik engeller,
Eksik veri toplama,
Aile içi görünmeyen yoksulluk nedeniyle
sisteme hiç giremiyor.
Bu durum, çocukların “risk altında” olup olmadığını tespit etmeyi imkânsız hâle getiriyor.
Toplumsal bir çöküş:
Üç adımda özet
1. Yoksulluk artıyor.
2. Devlet destekleri yetersiz kalıyor.
3. Denetim olmadığı için çocuklar ölümüne çalışıyor.
Bu zincirin her halkasında yanlış sosyal politikalar, duyarsızlık ve siyasi sorumsuzluk var.
SONUÇ:
UTANMASI GEREKEN UTANMIYORUZ DİYOR
Onlarca çocuğun bir yıl içinde yanarak, düşerek, söndürülmemiş yangınlarda veya tehlikeli işlerde yaşamını yitirmesi…
Her biri basit önlemlerle engellenebilirdi.
Ancak tüm bu acıların ortasında, AKP Sözcüsü Özlem Zengin’in yaşanan ölümler ve toplumsal tepkiler karşısında söylediği şu sözler kayıtlara geçti:
“Utanmıyoruz. Yaptığımızdan utanmıyoruz. Buyurun cenaze namazına.”
Bu sözler, yalnızca siyasi bir gaf değildir.
Bu sözler, yoksulluğunu hayatlarıyla ödeyen çocuklara karşı devlet sorumluluğunun nasıl algılandığını gösteren bir aynadır.
Çocuk ölümleri son bulabilir.
Ama bunun için önce, yapılanlardan UTANMAYI kabul etmeyenlerin değişmesi gerekir.
