Bazı kavramlar vardır ki bir milletin ortak hafızasında yoğrulmuştur. Milliyetçilik, dindarlık, yurtseverlik. Bunlar herhangi bir partiye, derneğe ya da zümreye tapulu değildir. Ne var ki zaman zaman bazı yapılar bu değerlerin tek temsilcisi gibi davranır, eleştiriyi ise neredeyse bir suç, bir günah, hatta bir ihanet olarak yaftalarlar.
Böylece ortak değerler, ortak aklın değil, dar bir çevrenin mülkü hâline getirilmeye çalışılır.
Oysa demokrasi, tam da bu mülkiyet iddiasını reddetme rejimidir.
Demokrasi, kavramların, inançların ve ideallerin serbestçe tartışılabildiği, eleştirilebildiği bir zemindir.
Eğer bir fikir eleştirilemiyorsa, o fikir kamusal alandan çıkmış, dokunulmaz bir dogmaya dönüşmüş demektir. Dogmaların egemen olduğu yerde ise çoğulculuk değil, biat kültürü gelişir ve fikirler körerir.
Milliyetçilik dediğinizde, bu topraklarda farklı yorumlar çıkar karşınıza. Kimisi kültürel bir bağlılık olarak görür, kimisi siyasal bir program olarak. “Dindarlık deseniz bir başkası için ahlâkî bir hassasiyettir, diğeri için kamusal düzenin referansı. Yurtseverlik ise kimi için eleştirmek, kimi için koşulsuz destek vermektir. Bu çeşitlilik, zenginliktir. Fakat bir grup çıkıp Bunun gerçek sahibi biziz dediğinde, zenginlik yerini tek tipleşmeye bırakır. Tek zümre sahiplendikçe de toplumsal desteği azalır ve zıt kutuplar oluşturur.
Asıl tehlike burada başlar. Çünkü sahiplenilen değer, eleştiriden muaf tutulur artık. Eleştiren kişi ya hain ya inançsız ya da kimliksiz ilan edilir.
Toplumsal tartışma alanı daralır. İnsanlar fikir beyan etmekten çekinir hale gelirler. Oysa eleştiri, düşmanlık değil, gelişmenin motorudur. Bir kavramı eleştirmek, onu yok etmek değil, arındırmak ve güçlendirmektir.
Demokrasi kültürü tam da bu noktada devreye girer. Demokrasi yalnızca sandık değildir, tahammül, çoğulculuk ve özgüvendir. Kendi fikrinden emin olan, başkasının eleştirisinden korkmaz. Çünkü bilir ki fikirler yasakla değil, tartışmayla güçlenir. Eğer bir değer gerçekten güçlü ise, sorgulanmaktan zarar görmez.
Toplumların demokratik olgunluğu, kutsal ilan edilen kavramlara nasıl yaklaştıklarıyla ölçülür. Kutsalın alanı inançtır, siyaset ise tartışma alanıdır. İkisini birbirine karıştırdığınızda siyaset kutsallaşır, kutsal siyasallaşır. Bu da ne dine ne millete ne de vatana fayda sağlar.
Belki de sormamız gereken soru şudur: Bir değeri savunmak, onu başkalarına yasaklamak mıdır, yoksa herkesin özgürce tartışabileceği bir zeminde yaşatmak mı? Eğer gerçekten yurtseversek, eleştiriden korkmayız.
Eğer gerçekten inançlıysak, farklı yorumlara tahammül ederiz. Eğer gerçekten milliyetçiysek, milletin tüm renklerini kabul ederiz.
Çünkü ortak değerler, sahiplenildikçe değil, paylaşıldıkça büyür. Demokrasi de tam olarak bunu gerektirir.
