USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

SESSİZLİĞİN COĞRAFYASI

21-04-2026

Bir ülkede adalet sadece mahkeme kararlarıyla değil, o kararlar alınana kadar gösterilen iradeyle ölçülür. Ve o irade, en çok da gücü elinde bulunduranların sessizliğinde ortaya çıkar. Bugün yaşadığımız en büyük çürüme, hukuksuzlukların varlığı değil, o hukuksuzluklara karşı gösterilen derin ve organize sessizliktir.

Sorulması gereken soru artık nettir.

Neden yetkisi olanlar konuşmaz? Neden ağırlıklarını koymazlar? Neden susarlar?

Çünkü susmak daha güvenlidir. Çünkü konuşmanın bir bedeli vardır. Çünkü koltuklar, vicdanların önüne geçmiştir.

Ama bazı olaylar vardır ki, suskunluk artık sadece bir tercih değil, açık bir sorumluluk ihlalidir.

Gülistan Doku… Yıllardır kayıp. Ailesi tek başına mücadele ediyor. Dosya kapanmaya yüz tutuyor, kamuoyu unutmaya zorlanıyor. Eğer bir ablanın çabası olmasa, belki de çoktan  kayıp kelimesinin soğuk raflarına kaldırılacaktı.

Van’da ROJİN KABAİŞ … Şüpheler, iddialar, konuşulanlar… Peki, tatmin edici bir sonuç var mı? Toplumun vicdanını rahatlatan bir açıklık var mı? Yok. Yine sis perdesi, yine belirsizlik, yine cevapsız sorular… Yine üst yöneticiler hakkında iddialar…

GÜLİSTAN DOKU’nun Batmanlı arkadaşı ROJVELAT KIZMAZ’IN ölümü… Aynı tablo. Aynı sessizlik. Aynı kaçış…

Elazığ’da 18 yaşındayken ölü bulunan" YELDANE KAHRAMAN ölümünden 1 gün önce jandarmaya giderek Mehmet Ağar'ın oğlu TOLGA AĞAR tarafından tecavüze uğradığını söylüyor...Sonuç ???milletvekili yapıldı.

Ya; Nadira Kadirova…. Oda yetkili ve etkili birisinin evinde intihar etti denildi. AKP milletvekili ŞİRİN ÜNAL…

Bunlar kamuoyuna mal olmuş olaylar…

Ve bütün bu olayların ortak bir noktası var.

Bölgeyi temsil eden milletvekillerinin neredeyse yok hükmündeki tepkileri. Özellikle iktidar milletvekilleri aile ile bir resim karesine , veya sert demeç verebilirler.

Evet, açık konuşalım: Bu bir duyarsızlık değil, bu bir tercihtir.

Başta iktidar milletvekilleri olmak üzere İnsanlar kaybolduğunda, şüpheli şekilde hayatını kaybettiğinde, aileler adalet ararken neden ortada yoklar? Neden güçlü bir ses, net bir duruş, kararlı bir takip göremiyoruz?

Hukuki süreçlerin işlemesini beklemek, sorumluluktan kaçmanın en konforlu yoludur. “Soruşturma devam ediyor” demek, vicdanları susturmaya yetmez. Çünkü mesele sadece hukuk değildir, mesele aynı zamanda iradedir, cesarettir, sahip çıkmaktır.

Bir milletvekili, sadece yasa yapan kişi değildir. Aynı zamanda halkın sesi, vicdanın temsilcisidir. Eğer o ses, en kritik anlarda çıkmıyorsa, orada temsil değil, boşluk vardır.

Bürokrasi içinde adı geçen, şüphe uyandıran kişiler olduğunda neden kimse açık bir şekilde “Bu işin sonuna kadar takipçisiyiz” diyemez? Neden siyasi irade, halktan yana değil de sessizlikten yana kullanılır?

Cevap basit:

Çünkü sistem, itiraz edenleri değil, uyum sağlayanları ödüllendirir.

Ama unutulan bir şey var:

Adalet, uyumla değil, cesaretle sağlanır.

Her şey dünyalık mı? Bir koltuk, bir makam, bir siyasi gelecek.

Eğer bu sorulara içten bir cevap verilemiyorsa, o zaman ortada ciddi bir vicdan sorunu vardır.

Bugün bu ülkede en büyük eksik, bilgi değil, cesarettir. Herkes biliyor ama kimse konuşmuyor. Herkes görüyor ama kimse harekete geçmiyor.

Ve en acısı şu…

Bu sessizlik, yeni acıların önünü açıyor.

Çünkü bir olayda susanlar, bir sonraki olayın zeminini hazırlar.

Artık şu gerçeği kabul etmek zorundayız.

Adalet sadece mahkeme salonlarında değil, meydanlarda, kürsülerde ve vicdanlarda savunulmadıkça hiçbir dosya gerçekten kapanmaz.

Çünkü en tehlikeli suç, işlenen değil, görmezden gelinendir. Nadira Kadirova.

Yeldana Kaharman.

Rojin Kabaiş.

Rabia Naz.

Bu isimleri unutmayalım, unutturmayalım. Hani; Dicle’nin kenarında bir kurt kuzuyu yerse bundan ben sorumluyum sözü.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?