Bir ülkenin meclisi, o ülkenin vicdanı ve aklıdır. Yasaların yapıldığı, halkın özlem ve beklentilerinin karşılandığı, millet adına sözün söylendiği, denetimin gerçekleştirildiği yerlerdir.
Ama eğer o meclis konuşmuyorsa, üretmiyorsa, denetlemiyorsa, orası artık bir kurum değil, sadece kalabalık bir görüntüdür.
Türkiye Büyük Millet Meclisi bugün tam 600 üyeden oluşuyor. Sayı büyük, maliyet büyük, beklenti büyük… Ama ortaya çıkan sonuç? Tartışmalı.
Yıllarca o koltuklarda oturup tek bir kanun teklifine imza atmayan, tek bir yasa değişikliği için çaba göstermeyen, kürsüye çıkıp bir kez bile söz almayan insanlar var. Bu bir iddia değil, çıplak gerçek. Peki o zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Bu insanlar ne için orada?
Milletvekilliği bir maaş makamı değildir. Bir sorumluluktur. Hesap verme yeridir. Ama gelinen noktada, bazı isimler için bu görev adeta yüksek maaşlı bir emeklilik planına dönüşmüş durumda. Ne üretim var, ne katkı, ne de sorumluluk bilinci.
Daha da vahimi, bazı siyasetçilerin artık bu işi zihnen bile bırakmış olması. Ben zaten gidiyorum rahatlığıyla geçirilen yıllar… Milletin oyuyla gelen, ama millete karşı hiçbir sorumluluk hissetmeyen bir anlayış. Örneğin; Süleyman Soylu siyaseti bırakacağını açıkladı:
“Meclis’in müdavimi değilim çünkü dönemimin sonunu bekliyorum. Dönemim bitince veleddalin amin. Ben siyaseti zihnimde bıraktım” demiş. Peki, amaçsız hale gelmiş biri neden hala maaş almaya devam eder…
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte yasama organının ağırlığı zaten tartışmalı hale gelmişken, 600 kişilik bir yapının etkinliği iyice sorgulanır oldu. Eğer meclis, yürütmenin gölgesinde kalan ve çoğu zaman sadece onay mekanizmasına dönüşen bir yapıya bürünüyorsa, o zaman bu devasa sayının anlamı nedir?
Gerçekçi olalım: Türkiye gibi bir ülkede nitelikli, çalışkan, alanında uzman 200 milletvekili, 600 kişilik sessiz kalabalıktan çok daha fazla iş üretir. Mesele sayı değil, nitelik. Mesele temsil değil, sorumluluktur.
Bugün asıl problem, meclisin büyüklüğü değil, içinin boşaltılmış olmasıdır. Liyakat yerine sadakat, üretim yerine suskunluk tercih edildiği sürece, 600 değil 1000 milletvekili de olsa sonuç değişmeyecektir.
Millet artık şunu sorguluyor:
Benim vergilerimle maaş alan bu insanlar ne yapıyor?
Bu soruya net, somut, ölçülebilir bir cevap verilemiyorsa, orada ciddi bir sorun var demektir.
Demokrasi sadece sandık değildir. Demokrasi, seçilenlerin hesap vermesidir. Eğer hesap yoksa sorumluluk yoksa üretim yoksa o zaman geriye sadece maliyeti yüksek bir sessizlik kalır.
Ve bu sessizlik, bu ülkenin kaldırabileceği bir yük değildir.
