Türkiye ile Çin arasındaki ticaret rakamlarına bakıldığında ortaya çıkan tablo, sadece bir dış ticaret açığı değil, aynı zamanda bir üretim ve tercih meselesidir.
Türkiye, Çin’den devasa miktarda mal ithal ederken, buna karşılık sınırlı bir ihracat yapabilmektedir. Üstelik bu dengesizlik, basit bir rekabet edememe sorunu ile açıklanamayacak kadar derindir. Çünkü acı olan şudur.
Türkiye, Çin den ithal ettiği birçok ürünü aslında kendi imkanlarıyla üretebilecek kapasiteye sahiptir.
Peki o zaman neden üretmiyoruz?
Bu sorunun cevabı, tek bir başlık altında toplanamayacak kadar karmaşık ama bir o kadar da tanıdıktır. Kısa vadeli kazançların uzun vadeli stratejilere tercih edilmesi.
Türkiye’de sanayici için üretim yapmak giderek zorlaşmıştır. Enerji maliyetleri, işçilik yükleri, finansmana erişim zorlukları ve öngörülemez ekonomik politikalar, yerli üretimi cazip olmaktan çıkarmaktadır. Buna karşılık Çin, ucuz iş gücü, devlet destekleri, ölçek ekonomisi ve planlı sanayi politikaları ile küresel üretim merkezi haline gelmiştir.
Türkiye ise bu yarışta, kendi üreticisini desteklemek yerine ithalatı kolaylaştıran bir yapıya sürüklenmiştir.
Ancak mesele sadece maliyetler de değildir.
Türkiye’de ticaret kültürü giderek “al-sat” eksenine kaymaktadır. Üretim zahmetli, riskli ve uzun vadeli bir iştir. Oysa ithalat, özellikle Çin gibi ucuz üretim yapan ülkelerden mal getirip satmak, daha hızlı ve daha az riskli bir kazanç kapısı sunmaktadır. Bu da girişimcinin yönünü üretimden ticarete çevirmektedir.
Sonuç olarak ülke, üretim kapasitesini kullanmak yerine tüketim alışkanlıklarını finanse eden bir yapıya bürünmüştür.
Daha da düşündürücü olan ise şudur. Türkiye’nin ithal ettiği ürünlerin büyük bir kısmı, yüksek teknoloji gerektiren ürünler değildir.
Basit makine parçaları, plastik ürünler, tekstil ara mamulleri, elektronik aksesuarlar… Bunların önemli bir bölümü Türkiye’de üretilebilecek niteliktedir. Buna rağmen ithalat tercih ediliyorsa, burada ciddi bir politika eksikliği olduğu açıktır.
Devletin sanayi politikası nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Yerli üretici gerçekten korunuyor mu, yoksa sadece söylem düzeyinde mi destekleniyor? Bu sorulara verilecek samimi cevaplar, sorunun çözümünün de anahtarıdır.
Çin ile rekabet etmek elbette kolay değildir. Ancak mesele Çin’i geçmek değil, kendi potansiyelimizi kullanmaktır. Türkiye, genç nüfusu, coğrafi konumu ve sanayi altyapısı ile üretim yapabilecek bir ülkedir. Sorun kapasite eksikliği değil, yön eksikliğidir.
Bugün Çin’den ithal ettiğimiz her ürün, aslında kaçırılmış bir üretim fırsatıdır. Her ithalat kalemi, aynı zamanda kapanan bir atölye, vazgeçilen bir yatırım ve ertelenen bir kalkınma demektir.
Eğer Türkiye bu tabloyu değiştirmek istiyorsa, öncelikle şu soruyu sormalıdır. Biz gerçekten üretmek istiyor muyuz?
Cevap evet ise, bunun gereğini yapmak zorundayız. Aksi halde Çin ile olan ticaret açığını konuşmaya devam ederiz ama asıl meseleyi, yani üretmeme tercihimizi, görmezden geliriz.
