USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

DEMOKRASİ Mİ DEDİNİZ?

01-02-2026

Türkiye’de en çok dillendirilen kavramlardan biri demokrasi sözcüğüdür. Ne gariptir ki, bir olgu ne kadar çok tekrar ediliyorsa, çoğu zaman onun yokluğu o kadar belirgin hâle geliyor demektir.

Demokrasi de böyle bir kavrama dönüştü galiba. Dilden düşmüyor ama hayatta karşılığı giderek yok oluyor.

Bugün Türkiye’de bazı siyasi partilere baktığımızda yıllardır değişmeyen genel başkanlar görüyoruz. Diğer yanda kapanıp açılan, tabela değiştirir gibi parti kuran yapılar var. İçlerine bakıyorsunuz, siyasi geçmişi, tabanı, toplumsal karşılığı olmayan isimler bir anda  lider oluvermişler. Bu nasıl bir siyasal meşruiyet? Kim karar verdi, ne zaman, hangi kritere göre?

Daha da ilginci, kimi partilerde genel başkan değişimi bile bir  kumanda  meselesi. Karar çoktan alınmış, delegeler sadece formaliteyi yerine getiriyorlar.

Parti içi muhalefet ya hiç yok ya da varmış gibi yapılıyor. Eleştiri ihanet sayılıyor, farklı sesler sistem dışına itiliyor. Bu yapının adına demokrasi demek, kelimenin kendisine haksızlık değil mi? Bir bakmışsın yeni parti kurma kararı alınmış ve kimin parti genel başkanı olduğu yada olacağı belli….

Asıl sorunlardan biri de milletvekili seçimidir. Türkiye’de milletvekilleri halkın vicdanına göre değil, kendisini listeye koyan şahsın vicdanına göre hareket etmek zorunda kalıyorlar.

Çünkü seçmen çoğu zaman kişiye değil, parti logosuna oy veriyor. Siyasi Parti Yasası bu haliyle kaldığı sürece de bu düzen değişmeyecek.

Milletvekili, halka değil, genel başkana karşı sorumlu hissediyorlar. Böyle bir tabloda halkın temsili ne kadar gerçek olabilir ki?

Bir de seçildikten sonra parti değiştirenler var. Aynı oyla, aynı meşruiyetle bambaşka bir siyasi çizgiye geçebilen insanlar…

Peki, bu durumda o kişiye oy veren seçmenin iradesini kim koruyacak? Bu, halkın hizmetkârlığı mı yoksa siyasi fırsatçılık mı? Bu soruların cevabı hâlâ ortada yok. Peki, bu demokrasi mi oluyor?

Meclislerin ana görevi kanun yapmaktır.

Âmâ kanun yapması gereken yerlerde uzmanlığı, birikimi, alan bilgisi olmayan insanların çoğunlukta olduğu bir yapıdan ne beklenebilir?

Hiçbir ciddi donanımı olmayan kişileri halkı temsil ediyor  diyerek vitrine koymak demokrasi midir, yoksa demokrasinin karikatürü mü?

Üstelik mevcut idari yönetim anlayışında bu kadar milletvekilinin ne iş yaptığı da tartışmalı. Gerçekçi olalım,600 milletvekili bu sistem için fazla. Hatta 300’ü bile fazladır. Sayı arttıkça temsil artmıyor, aksine sorumluluk dağılıyor ve nitelik düşüyor.

Demokrasi, sloganla, kürsü nutkuyla, tabelayla olmaz. Demokrasi, parti içi özgürlükle, şeffaf aday belirleme süreçleriyle, halkın iradesine sadakatle olur. Bunlar yoksa geriye sadece adı demokrasi olan ama özü başka bir sistem kalır.

Ve asıl tehlike şudur, İnsanlar zamanla buna alışır. Alışılan adaletsizlik ise artık sorgulanmaz hâle gelir. İşte o zaman mesele sadece siyaset değil, toplumun geleceği meselesi olur.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?