USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

GÖZÜNÜN ÖNÜNDEKİ HAZİNEYİ GÖREMEYEN FİRMALAR

26-03-2026

Günümüz işletmelerin en büyük çelişkilerinden biriside şudur. Kendi içinde birikimli insanların değerini bilmez ve görmezden gelir, ama aynı bilgiyi dışarıdan yıkamalı, yağlamalı, sunumlu ve etiketli şekilde satın almadan çekinmezler.

Örneğin Şirketin kârı mı düşer. Yönetim hemen panikler. Çözüm mü? Dışardan bir danışmanlık firmasından hizmet almak.

Bir bakarsınız, üç genç, şık giyimli, jargonlara hâkim… İki ay boyunca şirketin çalışanlarına sorular sorarlar, gelir giderler. Aslında yaptıkları şey basittir. İçeride zaten var olan bilgiyi toplamak.

Sonra ne olur?

O bilgi PowerPoint’e konur, slaytlar hazırlanır güzelce resimler grafikler yerleştirilir birkaç stratejik yabancı  kelime eklenir ve işletmeye sunulur.

Verimlilik, optimizasyon, sinergi gibi

Ve büyük sonuç: Geliri artırmalı, maliyetleri düşürmeliyiz. DENİLİR…

Bu cümleyi kurmak için binlerce TL para ödenir. Buradaki mesele para değil, aslında zihniyet meselesidir.

Şirketler çoğu zaman gözlerinin önündeki ve kendi içlerindeki emeğe, tecrübeye ve sezgiye karşı körleşirler. Yıllarca o işi yapan, müşteriyi tanıyan, sistemin açıklarını bilen insanı görünmez hale gelir değerini bilmezler.

Gözleri sürekli dışarda komşum ne yaptı, o nasıl hal etti gibi arayışların içinde olurlar. Çünkü o artık ailedendir ve sıradandır. Kıymeti bilinmezdir.

Ama aynı cümle, dışarıdan gelen biri tarafından söylendiğinde bir anda vizyon olur ve değer görür.

Neden? Çünkü bizde hâlâ şu hastalık vardır. Bilginin değerini, kaynağına göre ölçmek. Uzak olan kıymetlidir. Pahalı olan doğrudur. Yabancı olan bilgedir.

Oysa gerçek şu: Bir işletmenin en büyük sermayesi; bilançosunda değil, insan kaynağındadır. Çünkü o bilançoya şekil veren insan kaynağıdır.

Daha acı olan ise şudur:

Şirket için çalışan, bu değeri üretenler çoğu zaman karşılığını alamazlar. Ücretini isterken sorgulanır, katkısını anlatırken dinlenmez. Hatta bazen fazla konuşuyor diye susturulur…

Ama aynı firma, dışarıdan gelen ve aslında içeridekinin söylediğini tekrar eden birine, büyük bedeller öderler. Bu bir çelişki değil, bu bir yönetim zafiyetidir aslında.

Dışardan bilgi almak elbette gereksiz değildir. Doğru kullanıldığında büyük faydalar sağlar. Âmâ danışmanlık, içerideki aklı bastırmak için değil, onu ortaya çıkarmak için vardır.

Eğer bir firma, kendi çalışanının sesini duymadan çözümü dışarıda arıyorsa, aslında bu bir körlüktür bence.

Gerçekten çözüm mü aranıyor, yoksa pahalı bir onay mı satın alınıyor? Çünkü bazen işletmelerin ihtiyacı olan şey sinergi optimizasyonu gibi kelimeler değil, içerde oturan çalışanı gerçekten dinlemektir.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?