USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

İRADE AÇKEN SANDIK TOK OLMAZ

16-12-2025

“Demokratik bir düzen ancak, hiçbir yurttaşın ne başkasını satın alacak kadar zengin, ne de kendini satmak zorunda kalacak kadar yoksul olmadığı bir toplumla mümkün olabilir” demiş Jean Jacques.

Bu cümle, günümüz dünyasında demokrasilerinin neden tökezlediğini tek başına anlatmaya yetiyor. Dünyadaki dengesizliklerin ana nedeni, gücü elinde bulunduranların demokrasi adına yaptıkları kabadaylıklar ortadadır.

Bugün demokrasi, çoğu ülkede sandığa indirgenmiş durumda. Oysa sandık, yalnızca bir araçtır. Eğer bir yurttaş oy vermeye giderken cebinde borç, aklında işsizlik, evinde tencere kaygısı varsa, verdiği oyun özgür olduğundan söz edilebilir mi? Açlığın olduğu yerde tercih yoktur. Sadece mecburiyet vardır. Dünyada Avrupa’daki bir kaç ülkeyi çıkardığında tam anlamıyla  demokrasiden söz etmek mümkün değildir.

Öte yanda sistemlerini sürdürmek adına başkasını satın alacak kadar zengin  olanlar bulunur. Servet, belli ellerde yoğunlaştıkça siyaset de o ellerin avucuna düşer. Medya susar, hukuk yavaşlar, bürokrasi esner. Paranın olduğu yerde eşit yurttaşlık kâğıt üzerinde kalır. Çünkü biri bağış yapar, diğeri oyunu verir, biri kuralı yazar, diğeri uymak zorunda kalır. Yine dünya sistemini kuranların bunu tam anlamıyla yaptıklarını söylemek çok doğru olacaktır.

Demokrasi işte tam bu noktada içten içe çürür, adalet görünmez biçimde el değiştirir. Yoksul, hayatta kalmak için susar, zengin, düzenin sürmesi için konuşur. Sonuçta toplum ne özgürdür ne de eşittir, sadece idare edilir.

Bu sözün en sert tarafı şudur. Kendini satmak zorunda kalmak.

İnsanlar bazen bedenlerini değil; oylarını, sessizliklerini, umutlarını, hatta çocuklarının geleceğini satar.

Ve bunu ahlaksız oldukları için değil, çaresiz bırakıldıkları için yaparlar.

Gerçek demokrasi, insanların onurunu koruyan bir ekonomik zemine ihtiyaç duyar. Orta sınıfın yok olduğu, yoksulluğun kader gibi sunulduğu, zenginliğin ise dokunulmazlık sağladığı bir düzende demokrasi sadece tabeladır. İçerisi boştur. Çünkü tercihleri etkileyen istem dışı faktörler mevcuttur.

Bu yüzden bazı ülkelerde demokrasi sandıkta değil, sofrada başlar.

Bir toplumda insanlar yarın ne yiyeceğini düşünmeden konuşabiliyorsa, itiraz edebiliyorsa, “hayır” deme lüksüne sahipse, işte orada demokrasi vardır.

Aksi hâlde elimizde olan şey, sadece periyodik seçimlerle önümüze sürülen, tercih etmek zorunda kalınan ve süslenmiş bir eşitsizlik düzenidir.

Ve belki de en acı gerçek şudur:

Bir ülkede demokrasi yoksa bu sadece yönetenlerin değil, yoksulluğu normalleştiren, adaletsizliği kanıksayan bir düzenin eseridir.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?