USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

İDEOLOJİYLE YÖNETİLEN TOPLUMLARIN KAYIP YÜZYILLARI

21-01-2026

Dünya siyasal tarihine özellikle 1960’lardan günümüze uzanan bir perspektiften baktığımızda, yönetim modelleri ve ideolojiler konusunda insanlığın ağır bedeller ödediğini görmek zor değildir.

Büyük iddialarla yola çıkan, eşitlik, adalet, emek ve halk adına konuşan pek çok sistem, zaman içinde tam da karşı çıktığını iddia ettiği baskıcı yapıları üretmiştir.

Bu tablo, ideolojilere duyulan romantik bağlılığın, toplumları nasıl hayal kırıklığına uğrattığının da açık bir göstergesidir.

Sosyalist ideolojiyle yönetildiğini iddia eden devletlerin ve partilerin önemli bir kısmı bu duruma çarpıcı örnekler sunarlar. Küba, eski Sovyetler Birliği, Kuzey Kore, Romanya’nın geçmişi, baas rejimleri, Suriye ve Venezuela gibi ülkeler incelendiğinde, başlangıçta ‘halk iktidarı’ söylemiyle yola çıkılmış olsa da süreç içinde demokrasiden uzaklaşan, kişisel kültlere, diktatörlüklere dayalı, sert ve kapalı rejimlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu ülkelerde temel hak ve özgürlükler çoğu zaman ‘devrimin korunması’, ‘milli dava’ ya da ‘ideolojik tehditler’ gerekçesiyle askıya alınmış, sonuçta olan yine halka olmuştur.

Daha dikkat çekici olan ise şudur. Bu ideolojik zinciri kırabilen, yani dogmatik ideoloji yerine çoğulcu demokrasiye ve serbest ekonomiye yönelen ülkelerde hem ekonomik refahın hem de bireysel özgürlüklerin hızla arttığı görülmüştür.

Bugün kapitalist olarak tanımlanan ülkelerin büyük çoğunluğunda, tüm eksiklerine rağmen, demokrasi kültürü daha yerleşik, hukuk sistemi daha öngörülebilir ve insan hakları daha güçlüdür.

Bu durum artık ideolojik bir iddia değil, somut bir gerçekliktir.

Sosyalist ideolojinin en çok öne çıkardığı alanlardan biri olan işçi hakları, grev ve emek kavramları açısından dahi tablo düşündürücüdür.

Bugün işçi hakları, sendikal özgürlükler, sosyal güvenlik ve çalışma standartları bakımından en ileri uygu-lamalar yine kapitalist demokrasilerde görülmektedir. Hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı olmadığı sürece, hangi ideolojiyle yola çıkılırsa çıkılsın, emek de hak da güvencesiz kalmaktadır.

Sorunun özü aslında ideolojilerin kendisinden çok, ideolojilerin kutsallaştırılmasıdır. Sosyalist yapıların birçok partide, ülkede kişisel diktatörlükler üretmesi tesadüf değildir. Aynı şekilde, milliyetçilik, dindarlık ya da devrimcilik gibi yüksek erdemli kavramların ideolojik kalkan haline getirilmesi de toplumlara ağır bedeller ödetmiştir.

Hak, hukuk, adalet gibi evrensel değerler, ideolojik söylemlere feda edildiğinde, sonuç her zaman kayıp olmuştur.

Gerçek çözüm, ‘tam demokrasi’dir. Ancak bu demokrasi, toplumun tarihsel, dinsel ve kültürel dokusu-nu yok sayan, tepeden inmeci bir anlayışla kurulamaz. Her toplum kendi sosyolojisiyle barışık bir demokratik model üretmek zorundadır.

Müslüman bir toplumda, halkın değerleriyle taban tabana zıt ideolojik dayatmalarla demokrasi inşa et-meye çalışmak, Kuzey Avrupa’da dahi tam karşılığı olmayan uygulamaları Ortadoğu halklarına zorla benimsetmek, gerçekçi olmadığı gibi yıkıcıdır. Bu tür hayaller, bölge halklarına on yıllar değil, yüzyıllar kaybettirmiştir.

Ortadoğu’da yaşayıp sürekli Kuzey Avrupa hayalleri kurmak, ne tarihsel ne de toplumsal gerçeklikle örtüşmektedir. Esas olan, evrensel demokratik ilkeleri yerel değerlerle uyumlu hale getirebilmek, öz-gürlük ile toplumsal aidiyet arasında sağlıklı bir denge kurabilmektir. Ne ideoloji kurtarıcıdır ne de tek başına ekonomik model.

Kurtarıcı olan, hukukun üstünlüğü, güçlü kurumlar, hesap verebilir yönetimler ve halkın iradesine ger-çek anlamda saygıdır.

Bugün geçmişe bakarak çıkarılması gereken en önemli ders şudur. İdeolojiler değil, insanlar yaşar, sis-temler değil, adalet ayakta tutar. Adaletin olmadığı yerde ise hangi ideoloji olursa olsun sonuç hep aynıdır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?