USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

UYANMAYAN KÖYÜN HİKÂYESİ

11-02-2026

Çok güzel  bir masal anlatmak istiyorum. Bir zamanlar, kadim yolların kavşağında kurulmuş bir köy vardı. Bu köy, dağların gölgesinde yaşar, güneşi doğudan karşılar, batıya uğurlardı.

Köyün toprakları çok verimli ve halkı çalışkandı, sadıktı, zor zamanlarda en önde durmayı bilirdi. Ne zaman komşularında ve çevrede  büyük bir yangın çıksa, kovayı ilk alanlar onlardı.

Ne zaman bir sur yıkılsa, taşı omuzlayan yine ilk onlar olurdu.

Ama bu köyün bir garip kaderi vardı. Köy halkı, kendileriyle aynı Tanrı’ya inandığını söyleyen komşu köylerden yüzyıllar boyunca darbeler yemişti.

Kimi zaman  düzen  adına, kimi zaman birlik  adına, kimi zaman da güvenlik  denilerek.

Ellerinden alınan sadece toprak değildi, dilleri fısıltıya, isimleri şüpheye, varlıkları ise sürekli bir  sorun  başlığına indirgenmişti. Buna rağmen köy halkı,  belki bu sefer diyerek her yeni barışçıl kapıyı çalmaya devam ediyorlardı.

Sonra bir gün, köyün içinden parlak sözler taşıyan kişiler ile bazı gezginler ortaya çıktı.

Bu kişiler ve gezginler köyün adını çok seviyormuş gibi yapıyor, köylüden daha çok köyden bahsediyorlardı. Dilleri keskindi, sloganları yüksekti.

Ama ne gariptir ki, bu gezginler köyün ekmeğini hiç yememişlerdi, köyün mezarlarında akrabaları yoktu, köyün acısını yalnızca kürsülerde hatırlıyorlardı.

Yine de köylü onları dinledi. Çünkü yorgun insan, en çok yüksek sesliye inanırdı.

Zamanla köy halkı şunu fark edemedi:

Bu gezginler ile köyden olan kişiler köy için değil, köyü kullanarak başka diyarlara yürümek istiyorlardı. Köy yanarken onlar ateşin başında konuşma yapıyor, köy yıkılırken enkazdan slogan atıyor ve siyaset devşiriyorlardı.

Köyün çocukları toprağa düşerken, gezginlerin kelimeleri daha da sertleşiyordu.

İşin en ironik yanı şuydu:

Köy halkı ne zaman kardeşlik dese, ilk yalnız bırakılan yine kendileri oluyordu.

Ne zaman ümmet  dense, safta en önde duruyor ama ganimet dağıtılırken adı hep unutuluyordu.

Ne zaman halkların dayanışması söylense, bu dayanışmanın bedelini hep aynı köy ödüyordu.

Daha da tuhafı, köy halkı, kendisi lehine en küçük bir yapı, en küçük bir nefes alanı dünyanın neresinde olursa olsun hemen tehlike ilan edilirken, bunu sorgulamak yerine yine sabretmeyi seçiyorlardı. Çünkü onlara sabır kutsal diye öğretilmişti, ama adaletin sabırdan önce geldiği hiç anlatılmamıştı.

Yüzyıllar geçti. Köy hâlâ ayakta. Ama hâlâ uykulu.

Gezginler ile içlerinden olan bir kısım insan hâlâ konuşuyorlardı.

Komşu köyler hâlâ kardeşlik nutukları atıyorlardı.

Ve köy halkı hâlâ kendi adını en çok başkalarının ağzından duyuyordu.

Masallar genelde mutlu biter derler. Âmâ bazı masallar, uyanılmadığı sürece tekrar tekrar aynı yerden başlar.

Ve bu masalda asıl soru şuydu;

Köy mü uyanmak istemiyor, yoksa uyanırsa yalnız kalacağını mı biliyor? Yada içlerindeki ihanet mi çok ağır gelecekti?...

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?