USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

İNANDIKLARIMIZLA YÜZLEŞEBİLMEK!

21-02-2026

İnsanoğlu  inandığı şeyler ile büyür.

Bir dava… Bir ideal… Bir bayrak… Bir lider… Bir inanç…

Yıllarca uğruna canını malını gözden çıkarıp fedakârlık yaptığı, belki dostlarını kaybettiği, belki ailesiyle karşı karşıya geldiği bir hakikat duygusu vardır içinde. O hakikat, zamanla bir düşünce olmaktan çıkar, kimliğe dönüşür. Artık mesele sadece doğruyu savunmak değildir. Mesele, ben kimim? Sorusunun cevabıdır.

İşte tam da bu yüzden, zamanla o davanın içindeki bazı kişilerin yanlışlarını görmek ve kabul etmek insan için neredeyse imkânsız olur.

Çünkü yapılan yanlışlıklar sadece bir kişiye ait değildir, yapılanlar insanın kendi hafızasına, kendi geçmişine, kendi fedakârlıklarına da dokunur.

Bir gün gelir, “olamaz” denilen şey olur.

“Yok artık” denilen çürüme ortaya çıkar.

Adı, lider, önder, mübarek insan timsali diye anlatılan birinin en karanlık yüzü görünür.

O an yaşanan şey artık basit bir hayal kırıklığı değildir. O an insanın ve toplumun vicdanında bir fay hattı kırılır. Âmâ artık çok geç olmuştur.

Çünkü mesele sadece bir kişinin düşmesi değildir, o kişinin üzerine inşa edilmiş değerlerin, davaların, kutsallık algısının yıkılmasıdır.

Ve en zor olanı şudur:

Topumun yıllarca inandığı, gözünde büyüttüğü birinin aslında sıradan bile olamadığını, hatta belki kirli olduğunu kabul etmek zorunda kalması gerçekten de çok trajiktir. Ve bunun kabulü çok zordur.

Çünkü Toplumsal hafıza kolay kolay silinmez. Hele ki sevgiyle, fedakârlıkla, gözyaşıyla yoğrulmuş isimlerin yanlışlarını görüp kabul etmek çok çok zordur.

Örneğin Bir kişiye karşı durmak bazen bir mahalleye karşı durmaktır.

Bir yanlışı dile getirmek ise bazen “hain” ilan edilmek demektir.

Sorgulamak bazen yalnız kalmaktır.

İnsanoğlu fıtratı gereği çoğu zaman gerçeği değil, alışkanlığını savunur.

Çünkü alışkanlık güvenlidir. Gerçek ise acı ve sarsıcıdır.

Oysa bir davanın büyüklüğü, içindeki yanlışları saklamakla değil, onlarla yüzleşebilmekle ölçülür.

Eğer bir ideal gerçekten doğruysa, bir kişinin düşmesiyle yıkılmaz.

Eğer bir düşünce gerçekten haklıysa, birkaç karakter zaafıyla kirlenmez.

Tam tersine, yanlışla arasına mesafe koyabilen dava güçlenir.

Yanlışı kutsayan değil, yanlışı temizleyen hareket ayakta kalır.

Belki de en zor ve erdemli olanı şudur:

Bir zamanlar alkışladığın, inandığın, güvendiğin birine karşı gerektiğinde durabilmek ve yanlışına yanlış diyebilmektir.

Bu, geçmişini inkâr etmek değildir.

Bu, geçmişine saygı duyduğun için bugünü düzeltmektir.

Çünkü gerçek sadakat kişilere değil, ilkelere olur.

Kişiler değişir, düşer, kirlenir.

İlkeler ise ancak savunulursa temiz kalır.

Ve bazen bir insanın en büyük olgunluğu, yanılmışım diyebilmesidir.

İşte asıl cesaret budur…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?