Türkiye siyasetinde bazı anlar vardır ki, partilerin gerçek pozisyonlarını, söylem ile pratik arasındaki mesafeyi net biçimde ortaya koymaktadır.
Son TBMM de oylaması yapılan adı milli kardeşlik olan raporda tam olarak böyle bir eşik olmuştur. DEM Parti’nin destek verdiği ve 47 oyla kabul edilen çözüm raporu, bazı parti ve toplumsal kesimlerce Kürt meselesinin özüne temas etmekten uzak, devletin tekçi ve merkeziyetçi anlayışını tartışma dışı bırakan bir çerçeve sunduğu dile getirilmiştir.
Hatta buna DEM partiden de bazı milletvekilleri de itiraz etmiştir.
Buna karşılık Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Emek Partisi (EMEP) rapora “hayır” oyu vererek farklı bir pozisyon almışlardır. Gerekçeleri, metnin Kürt sorununun çözümüne dair somut ve yapısal adımlar içermemesi olmuştur.
Niyetlerinin ne olduğu ayrıca tartışılabilir, ancak siyaset sonuçlar üzerinden değerlendirilir. Ve sonuç itibarıyla bu oylamada ortaya koydukları tavır, raporun eksikliklerine işaret eden bir duruş sergilemişlerdir.
Son 30 yılda özellikle Kürt meselesi ile ilgili hassasiyetleri yüksek kesimlerin en çok eleştirdiği konulardan biri, DEM Parti geleneğinin Türk sol çevrelerini Kürt siyasal alanında belirleyici konumlara taşıması olmuştur. Oy karşılığı son derece sınırlı olan bazı isimlerin, liste başı yapılarak Meclis’e gönderilmesi, temsilde adalet tartışmalarını beraberinde getirmiştir.
Bu isimlerin önemli bir kısmının, Kürtlerin kolektif hakları, anadil meselesi ya da siyasal statü talepleri konusunda güçlü ve açık bir söylem geliştirmemiş olması, eleştirileri daha da büyütmüştür. Halkların kardeşliği söylemi, somut hak taleplerinin önüne geçirildiğinde, bu durum bazı seçmenler tarafından kimliksel ve siyasal geri çekilme olarak okunmaktadır.
Gelinen noktada, toplumun büyük bir kesiminde DEM Parti siyasetinin toplumsal meseleleri önceleyen dilinin zayıfladığı yönünde ciddi bir kanaat oluşmaktadır. Bu durum, parti tabanında asıl gündemden uzaklaşma eleştirilerine neden olmaktadır.
Tam da bu zeminde TİP ve EMEP’in “hayır” oyu, DEM Parti’nin konumunu sorgulayan seçmenler için sembolik bir anlam kazanmıştır. Zaten dikkat edilir ise Dem partinin düzenlediği organizasyonlar artık eskisi gibi teveccüh görmemektedir. Çünkü halkın beklentileri ile bunların yıllarca dile getirdiği söylemler arasında dağlar kadar fark ve uçurum vardır.
Siyaset, artık tüm toplumsal kesimlerdeki seçmenler nezdinde, artık daha dikkatli ve eleştirel okunmaktadır. “Maskeler düştü” söylemi, bu eleştirel bakışın bir yansımasıdır. Çünkü raporda en basit tabiri ile somut bir şeyin olmadığını aslında herkes iyi bilmektedir.
Eleştirilerin bir diğer boyutu da dil ve kültürel alandadır.
Kürtçenin toplumsal görünürlüğünün zayıflaması, genç kuşakların anadil konusunda mesafeli hale gelmesi ve bu konuda yeterli örgütlü çabanın gösterilmediği iddiası, DEM Parti’ye yöneltilen en önemli suçlamalar arasındadır.
Buna karşılık partinin daha çok ütopik söylemlerin peşinden giderek, halklar söylemi, LGBT hakları, ekoloji, kadın özgürlüğü gibi başlıklara ağırlık vermesi, bazı seçmenler tarafından yerel ve milli önceliklerden kopuş şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak tabanın asıl beklentisi, toplumsal taleplerinin (dil-kültür) gibi meselelerin geri plana itilmemesidir.
Bu oylama, yalnızca bir raporun kabul edilmesi değil, siyasal alanında temsil ve öncelikler tartışmasının yeniden alevlenmesi anlamına gelmektedir.
TİP ve EMEP’in tutumu, ister ilkesel ister stratejik olsun, DEM Parti’ye yönelik eleştirilerin görünür hale gelmesine vesile olmuştur.
Kürt seçmeni açısından mesele artık daha nettir.
Kim, hangi başlıkta, ne kadar açık ve cesur bir tutum almaktadır?
Siyaset, semboller ve sloganlar kadar somut duruşlarla da ölçülür.
Ve görünen o ki, önümüzdeki dönemde bu tartışmalar daha da derinleşecektir.
