Siyasetin eski ama eskimeyen yöntemlerinden biri yine sahnede: Devlet imkânlarının belirli kesimlere yönlendirilmesi. İktidarı koruma refleksi bazen öyle bir noktaya gelir ki, devlet ile parti arasındaki çizgi bulanıklaşmaya başlar.
Malatya merkezli dijital yayın yapan ERTV Malatya’da dile getirilen bir açıklamaya göre, Cumhurbaşkanının kamu bankaları aracılığıyla bazı kesimlere finansman desteği sağlanacağını söylediği ifade ediliyor.
Burada durup sormak gerekir:
Bu ülkede yalnızca kamu bankalarından maaş alan emekliler mi var?
Özel bankalardan maaş alan milyonlarca emekli yok mu?
Onlar bu ülkenin üvey evladı mı?
Devlet, vatandaşları arasında ayrım yapmaya başladığında, güven duygusu zedelenir. Çünkü devletin görevi bazılarını korumak değil, herkese eşit mesafede durmaktır.
Fakat uygulamalara bakıldığında farklı bir mantıkla karşılaşıyoruz. Sanki görünmeyen bir formül var:
“Çarp, böl, ayrıştır; yandaşı tut, muhalifi it.”
Oysa devlet yönetimi böyle olmaz.
Aylar boyunca emeklilere bayram ikramiyesi konusunda umut verildi.
1.000 lira denildi, 1.500 lira konuşuldu, 2.000 lira beklentisi oluşturuldu.
Ancak sonuç yine beklentilerin çok gerisinde kaldı. Verilen sözlerin önemli bir kısmı havada asılı kaldı.
Vatandaşın zihninde şu düşünce oluşuyor:
Önce zamlar bahar yağmuru gibi yağdırılacak.
Sonra bütçe açık verdiğinde yeni yükler yine halkın sırtına yüklenecek.
Bir başka tartışma ise araç cezaları konusunda yaşanıyor.
Yıllardır kullanılan ve küçük değişiklikler yapılan araçlara bugün ağır cezalar kesilmesi gündemde. Üstelik bazı durumlarda kesilen ceza, aracın değerini bile aşabiliyor.
Burada sorulması gereken soru çok basit:
Bu değişiklikler yapılırken devlet neredeydi?
Eğer bu uygulamalar yıllarca görülmüş ve müdahale edilmemişse, bugün neden birden bire ağır yaptırımlar devreye sokuluyor?
Eğer yasalar o zaman buna izin veriyorduysa, bugün neden cezalandırılıyor?
Devlet yönetiminde tutarlılık esastır.
“Ben yaptım oldu” anlayışı artık çağın gerisinde kalmış bir yöntemdir. Vatandaş dün serbest olan bir uygulamanın bugün ağır cezalarla karşılaşmasını doğal olarak sorgular.
Çünkü adalet duygusu zedelendiğinde, güven duygusu da zedelenir.
Devletin görevi toplumu bölmek değil, adaletle bir arada tutmaktır.
Ama görünen tablo şudur:
Yandaşa destek, vatandaşa kahir.
