6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ardından deprem bölgesinde insani yardım faaliyetlerinin yoğunlaştığı günlerde Türk Kızılay'ına ait çadırların ihtiyaç sahiplerine ücretsiz ulaştırılmak yerine ücret karşılığı satıldığı ortaya çıkmıştı. O dönem kamuoyunun tepkisini çeken bu uygulama, önemli bir tartışmayı beraberinde getirdi:
Devletin afet yönetiminde destek misyonu üstlenen bir kurum, kriz sırasında ticari işlem yapabilir miydi?
Bu soru sadece etik değil, hukuki ve idari boyutlar da taşıyordu. Yaşanan tepkilerin ardından dönemin Kızılay Başkanı Kerem Kınık ve yöneticiler hakkında suç duyurusunda bulunuldu; ancak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yürütülen soruşturma sonucunda takipsizlik kararı vererek dosyayı kapattı.
Ceza hukuku açısından
Takipsizlik kararının temel dayanağı suçun unsurlarının ceza hukuku standartları içinde karşılık bulmamasıydı.
Çadırların Kızılay’ın iştiraki olan şirket üzerinden satılması, işlemi “ticari faaliyet” kategorisine çekti. Bu çerçevede somut kamu zararı, kişisel çıkar veya dolandırıcılık benzeri ağır suç unsurları tespit edilemedi.
Ceza hukuku dar kavramlarla çalıştığı için etik ihlâl niteliğindeki pek çok olay, hukuki açıdan suç sayılmadan kapanabiliyor. Bu olay da böylesi bir örnek olarak kayda geçti.
İdari Sorumluluk ve Kamu Zararının Niteliği
Deprem sonrası kamu yararı açısından asıl tartışma idari boyutta ortaya çıktı.
Afet anında zaman, lojistik ve erişim hayati önem taşır. Ücretli çadır satışı, maddi zarar yaratmasa bile zaman kaybı üzerinden kamu zararının oluştuğu görüşünü güçlendirdi.
Kızılay’ın yıllardır hibrit statüde (yarı kamu–yarı ticari) konumlanması, bu tür sorumluluk alanlarında belirsizlik yarattı. Bir yandan insani yardım fonksiyonunu sürdürürken diğer yandan ticari faaliyetlerde bulunabilmesi, denetim mekanizmasını zayıflatan gri alanlar oluşturdu.
Etik açıdan eleştiri ve toplumsal tepki
Hukuk dosyanın kapandığını söylese de tartışmanın en güçlü kısmı etik zeminde kaldı.
Çadır meselesi, kriz zamanlarında yardım kuruluşlarının “soğuk ticari akıl ile değil, “insani refleksle hareket etmesi gerektiğini hatırlattı. Toplumun tepkisinin asıl nedeni de buydu.
Siyasi ve Kurumsal Güven Boyutu
Depremler ülkelerin yalnızca altyapılarını değil, kurumsal güven sistemlerini de sınar.
Kızılay’ın yüzyıla dayanan marka değeri, merhamet ve güven duygusu üzerine kuruluydu. Çadır satışının yarattığı tahribat, bu güvenin kırılmasına yol açtı. Bağışların azalması, uluslararası kurumlarla ilişkilerin zedelenmesi ve kamuoyunda oluşan bellek, kararın uzun vadeli etkilerinin göstergesidir.
Sonuç
Takipsizlik kararı hukuki açıdan dosyayı kapatsa da etik ve toplumsal düzeyde tartışmayı sonlandırmadı. Deprem gibi büyük felaketler, yalnızca fiziksel yıkımın değil, devlet–toplum ilişkisinin de test alanıdır. Olayın hukuken kapanmış olması, etik ve kurumsal açıdan kapanmış olduğu anlamına gelmiyor. Kamu vicdanı çoğu zaman mahkeme kararlarından daha uzun süre tartışır ve unutmaz.
