Bugün ülkede herkes konuşuyor gibi görünüyor ama aslında kimse neyin ne olduğunu tam olarak bilmiyor ya da bilmek istemiyor. Bu belirsizlik hali ise en çok düzenin sürmesini isteyenlerin işine yarıyor.
Emekliler arasında yapılan ayrımlar, toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getiriyor. Memur emeklisi, işçi emeklisi, Bağ-Kur emeklisi… Oysa mesele statü değil, insan onuruna yaraşır bir yaşamdır. Birine verilenle diğerinin dışarıda bırakılması, adalet duygusunu zedeler ve toplumsal huzuru bozar.
Hiçbir emekli “Bana şu kadar zam verin” demek zorunda kalmamalıdır. Sosyal devlet, bunu vatandaşına hissettiren devlettir; talep ettiren değil.
Ancak mesele sadece emeklilerle sınırlı değil. Asıl dikkat çekici olan, bu süreçte sesi çıkması gereken yapıların sessizliğidir.
Sendikalar suskun.
Meslek odaları sessiz.
Dernekler ortada yok.
Bu sessizlik tesadüf değildir.
Yıllardır değişmeyen yönetimler, aynı koltuklarda uzun süre kalan başkanlar… Bu durum artık bir temsil meselesi olmaktan çıkmış, bir konfor alanına dönüşmüştür. Okkalı maaşlar, sağlanan ayrıcalıklar ve koltuğun getirdiği saygınlık; bu düzenin sürmesinde etkili olmaktadır.
Oysa temsil makamı, susma yeri değil; konuşma ve hak arama yeridir.
İktidarın her uygulamasına karşı çıkmak zorunda değiller. Ancak yanlış gördüklerine itiraz etmeyen bir yapı, varlık sebebini de tartışmaya açar. Sessizlik, bazen en güçlü onaydır.
Peki çözüm nedir?
Sert söylemlerle yöneticileri ikna etmek kolay değildir. Çünkü onlar zaten bulundukları yerden memnundur. Asıl mesele, bu yapıların üyeleridir. Aidat ödeyen, destek veren, umut bağlayan insanlardır.
Değişim yukarıdan değil, aşağıdan başlar.
Eğer üyeler sorgulamazsa, o koltuklar değişmez. Ama “yeter” denildiği gün, yılların düzeni bir anda sarsılır.
Bugün toplumun geniş kesimleri yaşam sınırında ücretlerle ayakta kalmaya çalışıyor. Asgari ücret, neredeyse genel ücret haline gelmiş durumda. Bu bir refah göstergesi değil, aksine daralan hayatların ortak noktasıdır.
Bu yük uzun süre taşınamaz.
Baskıyla, suskunlukla, “güç bende” anlayışıyla sürdürülen hiçbir düzen kalıcı değildir. Güç, ezmek için kullanıldığında toplum içine kapanır; ama o sessizlik bir gün mutlaka bozulur.
Çözüm açık ve nettir:
Hak, hukuk ve adalet temelinde; insan onuruna yaraşır bir yaşam standardı oluşturulmalıdır. Ayrım değil, denge; suskunluk değil, sorumluluk esas alınmalıdır.
Toplumsal barış, ancak bu şekilde sağlanır.
