"Benim yüzüm deniz suyundan ıslanmadı, tükürüğünle mi ıslanacak? Hayatın en sert fırtınalarından geçmiş bir toplumsal vicdanı, üç kuruşluk uyanıklıklar ve siyasi manevralarla lekeleyemezsin."
1. GİRİŞ: GÜCÜN İLLÜZYONU VE TOPLUMSAL SESSİZLİK
Toplumların çürümesi, yalnızca iktisadi buhranlarla veya kurumsal çöküşlerle gerçekleşmez; asıl çürüme, güce tapınma ve hafızayı isteyerek silme hastalığıyla başlar. Çeyrek asırdır usulsüz, kural tanımayan ve keyfi bir anlayışla yürütülen yönetim pratikleri, toplumsal vicdanda derin yaralar açmıştır. Gücün tek elde toplanmasının yarattığı baskı ortamında insanlar zaman zaman susmayı, sinmeyi veya tepkisiz kalmayı tercih etmiş olabilir. Ancak bu sessizlik, yapılanların onaylandığı anlamına gelmez.
2. DUVARDA ASILI KALAN SAATLER VE UNUTULAN İLKELER
Siyasi tarihimiz, ilkelerinden vazgeçenlerin ve dönemsel çıkarlar uğruna iktidar çarkına stepne olanların ibretlik hikâyeleriyle doludur. Zamanında büyük nutuklar atarak "17-25" sembollerini çalışma odalarının duvarlarına asanlar, o saatin akrebiyle yelkovanını mevcudun tekerine bağlamışlardır. O saat belki hâlâ duvarda asılıdır; fakat ifade ettiği adalet talebi, milliyetçilik ve kul hakkı savunusu çoktan muhafaza edildiği yerden sökülüp atılmıştır. Siyasette ilkesizlik, dünün en sert muhalifini bugünün en gayretli destekçisi haline getirecek kadar yozlaştırıcıdır.
3. PARSEL PARSEL TALAN VE DÜNYEVİ HIRSIN SINIRLARI
Bir kentin, bir ülkenin kaynaklarının "parsel parsel" dağıtılması, üstelik bu itirafların bizzat muktedirlerin kendi içinden dökülmesi, cezasızlık kültürünün en somut göstergesidir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkıyla yurt dışında, Avrupa'da yatırımlar yapıp ardından pişkinlikle "Vatandaşlık hakkımı kullandım" diyebilmek, ahlaki çöküşün dip noktasıdır. Dünyaya kötülük tohumları saçmak için soyut şeytanlara ihtiyaç yoktur; insan kılığında hırsızlığı aklayan, adaleti saklayan ve kamu malını gasp eden anlayış bu görevi fazlasıyla yerine getirmektedir.
4. KURBAĞANIN YÜZÜ VE HAKİKATİN DİRENCİ
Anadolu ferasetinde ifade edildiği üzere; kurbağanın yüzüne tüküren, gökyüzünün yağmurudur. Hayatın dev dalgalarıyla boğuşmuş, hukuksuzluğun ve haksızlığın en ağrısını bizzat tecrübe etmiş bir bilince, siyasi iktidarların "ipe un serme" taktikleri veya sığ algı operasyonları sökmez. Gücü elinde tutanlar, kurdukları düzenin sonsuz olduğunu sanabilirler. Oysa fani dünyanın ikbaline tapıp geleceği ve hakkı heba edenlerin durumu, dünyalık kazanma hırsıyla ahiretini satan akılsız tüccarların haline benzer.
5. SONUÇ: HAKİKİ MAHKEME VE TARİHİN HÜKMÜ
Zülkarneyn kıssasında olduğu gibi; koskoca dünyaya hükmetse de insan bu dünyadan eli boş gidecektir. Almanya'da servet biriktirenler de, iktidara gölge olup saati duvarda unutturanlar da o büyük gün geldiğinde hesap vermekten kaçamayacaklardır. Hakkı ve hukuku saklayanlar, ahiretteki adil yargılanmanın kaçınılmazlığını anladıklarında pişmanlıkları fayda vermeyecektir.
Biz kelamımızı ettik, hakikati tarihin sayfalarına not düştük.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir