İş hayatında yapılan hatalar çoğu zaman tek başına çalışanın dikkatsizliğine, yetersizliğine ya da tecrübesizliğine bağlanır. Oysa gerçeğe biraz daha yakından bakıldığında, hataların büyük bölümünün bireylerden değil, işyerlerinin yapısal sorunlarından kaynaklandığı görülür aslında. Hata yapan çalışanlar değil, çoğu zaman hata üreten işyerleri vardır.
Çünkü sistem diye bir şey yoktur. Sistemin olmadığı işyerlerinde en iyi bilen ve tecrübeli insanların bile hata yapma olasılığı artmaktadır.
Öncelikle çalışan sirkülasyonunun yüksek olduğu işyerlerine bakmak gerekir. Sürekli personel değişiminin yaşandığı bir ortamda kurumsal hafıza oluşmaz, iş süreçleri oturmaz.
Yeni gelen çalışanlar işi öğrenmeden ayrılır, kalanlar ise sürekli başa dönen bir düzen içinde motivasyonlarını kaybederler. Bu kaotik yapı, hatayı kaçınılmaz hale getirir.
Sürekli personel ve sistem değişikliğine giden işyerlerinde aslında deneyimsiz ve kendini geliştiremeyen bir idareci tarafından yönetildiğini söyleyebiliriz.
Bir diğer önemli sorun, görev tanımlarının belirsiz ya da hiç olmamasıdır. Herkes her işi yapsın anlayışı kısa vadede pratik gibi görünse de uzun vadede sorumluluk karmaşasına yol açmaktadır.
Kim neyi, ne zaman ve hangi yetkiyle yapacak belli değilse, yapılan hatanın kime ait olduğu da belirsizleşir ve çalışanlar işi yapma konusunda risk almak istemezler. Bu durum hem iş kalitesini düşürür hem de çalışanlar arasında huzursuzluk yaratmaktadır.
İletişime ve yeniliğe kapalı, bencil ve egoist bir yönetim anlayışı ise hataların en verimli beslendiği zeminlerdir.
Çalışanını dinlemeyen, eleştiriyi tehdit olarak gören ve her şeyi kendi bildiği gibi yapan yönetimler, sorunları daha doğmadan çözümsüz bırakırlar. Oysa sahada çalışanların uyarıları ve önerileri çoğu zaman en erken alarm sistemi niteliğindedir.
Çalışana değer verilmeyen işyerlerinde hata sadece bir sonuçtur. Emek görmezden geliniyor, başarı takdir edilmiyor, insan yalnızca bir maliyet kalemi olarak görülüyorsa, çalışandan yüksek dikkat, özveri ve sorumluluk beklemek gerçekçi değildir.
Değer görmeyen çalışan, bir süre sonra yalnızca “idare etmeye” başlar.
Diğer önemli bir konuda, fazla iş yükünün rutin hale geldiği işyerlerindeki sorunlardır. Sürekli yetişmesi gereken işler, bitmeyen mesailer ve kronik yorgunluk.
Zihni ve bedeni tükenen çalışanın hata yapmaması neredeyse imkânsızdır. Bu noktada hata bir ihmal değil, sistemin doğal sonucudur.
Sonuç olarak işverenler, hata yapan çalışanı suçlamadan önce aynaya bakmaları gerekir. Sağlıksız yönetim anlayışı, belirsiz görevler, değersizleştirilen emek ve sürdürülemez iş yükü varken, kusursuz sonuçlar beklemek büyük bir yanılgıdır.
İyi sonuçlar, ancak iyi yönetilen, emeğe, bilgiye değer verilen işyerlerinde ortaya çıkar. Yani önce baş kendini geliştirecek, iyi idareci olmayı başaracak, devamında yansıması tüm birimlerde olumlu ya da olumsuz etkisini gösterecektir.