Büyük İskender’in yardımcılarına söylediği rivayet edilen o sert cümle ile başlamak istiyorum. Bu söz aynı zamanda iktidar, ahlak ve akıl ilişkisini özetleyen tarihsel bir ders niteliğindedir.
“Yanlışlarımı göremiyorsanız yeteneksizsiniz; görüp de susuyorsanız hain” dediği rivayet edilir.
Günümüzden yüz yıllar önce yaşamış bir lider, çevresindeki insanların suskunluğunu bir erdem değil, bir tehlike olarak görüyordu. Çünkü lideri ayakta tutan alkış değil, onu ayakta tutacak gerçeklerle yüzleştiren insanlardır.
Bugün ise tablo neredeyse tam tersidir. Modern yönetim anlayışında, özellikle siyasette ve bazı sivil toplum kurumlarında, eleştiri bir sadakatsizlik göstergesi sayılıyor maalesef.
Yanlışa itiraz edenler “uyumsuz”, “hain”, “fitneci” ilan edilirken, susanlar, hatta her hatayı coşkuyla alkışlayanlar makbul yardımcı konumuna yükseltiliyorlar. Daha da vahimi, “Ben liderimin yanlışlarının da militanıyım” diyebilen bir zihniyetin normalleşmiş olmasıdır.
Bu noktada sormak gerekir:
Bütün yanlışlar üzerinde uzlaşan, adeta bir “yanlışlıklar ortaklığına” dönüşen yönetimlerin başarı şansı olabilir mi?
Tarih bu soruya defalarca cevap vermiştir. Yanlışta ısrar eden hiçbir siyasi ve ideolojik yapı uzun vadede ayakta kalmamıştır. Çünkü yanlışlar paylaşıldıkça doğrulaşmaz, aksine büyür, kökleşir ve sonunda yıkıcı hale gelir.
Eleştirinin susturulduğu her ortamda gerçekler yeraltına çekilir. Sorunlar konuşulmadığı için çözülmez, çözülmediği için de krize dönüşürler.
Eleştirisiz sadakat, ideolojileri liderleri güçlendirmez, onu gerçeklikten koparır. Alkışla beslenen iktidar, zamanla kendi yankı odasında boğulur.
Yanlış kararlar sorgulanmadıkça strateji adını alır, başarısızlıklar “dış güçlere” bağlanır, hatalar asla sahiplenilmez. Böylece yönetim, ortak aklın değil ortak körlüğün ürünü haline gelir.
Oysa gerçek sadakat, yanlışa sessiz kalmak değil, bedeli ne olursa olsun doğruyu söyleyebilmektir. Gerçek liyakat, emredileni tekrar etmek değil, gerekirse itiraz edebilecek akla ve cesarete sahip olmaktır.
Güçlü liderlerin özellikleri Gücünü, kendisini eleştirebilen insanlardan tehdit olarak değil, imkân olarak görmelerinden geçmektedir.
Toplumlar başarıdan söz etmek istiyorsa, önce şu soruyla yüzleşmeliler.
Bizler liderlerin mi, yoksa doğruların mı tarafındayız?
Yanlışta birleşenler kısa vadede güçlü görünebilir. Ama tarih gösteriyor ki, doğruda ayrışamayanlar, sonunda yanlışın altında birlikte kalırlar...