?>

SİYASETİN ÜÇ GÖLGESİ: PARA, KADIN, MAKAM

Mehmet Cevat Kerem

10 saat önce

Türkiye’de siyaset sahnesinde yüksek perdeden konuşulan kavramlar olan hizmet, dava, millet, beka kelimeleri... Ancak perde aralandığında çoğu zaman karşımıza çıkan gerçek çok daha farklıdır.

gerçek olan, para, kadın ve makamdır. Bu üçlü, siyasetin etrafında dönen görünmez ama son derece güçlü bir çekim alanı oluşturur.

Kim ne derse desin, siyaset artık büyük ölçüde bir güç ve imkân devşirme alanına dönüşmüş durumdadır. Özellikle belediye başkanlıkları bunun alanı haline gemişlerdir.

Para, bu işin merkezinde durur. Kamu kaynaklarının dağıtımı, ihaleler, örtülü kazanç kapıları… Siyaset, birçok kişi için sadece bir hizmet alanı değil, aynı zamanda ekonomik sıçrama tahtasıdır.

Dün mütevazı bir hayat yaşayanların, birkaç yıl içinde nasıl büyük servetlere ulaştığı sorusu ise çoğu zaman cevapsız bırakılmaktadır.

Gücün olduğu yerde zaaf da olur. Kadın meselesi, siyasetin en fazla konuşulmayan ama en fazla bilinen başlıklarından biridir. Makamın sağladığı nüfuz, bazı isimleri özel hayatlarında sınır tanımaz hale getirir. Bu durum sadece bireysel bir ahlaki sorun değil, aynı zamanda kamu vicdanını yaralayan bir tablo oluşturmaktadır. Ama ne hikmetse bu konular hep “duyulmuş ama ispatlanamamış” olarak kalır. Çünkü büyük çoğunluk bu üçlünün peşinden koştuğu için görmezden gelinir.

Ve makam… Belki de en tehlikelisi. Çünkü makam, bir süre sonra bir görev olmaktan çıkar, bağımlılığa dönüşür.

Koltuk, bırakılması gereken bir emanet olmaktan çıkar, kaybedilmemesi gereken bir mülke evrilir. Bu yüzden siyaset sahnesinde aynı isimleri yıllarca görürüz. Değişim söylemi dillerden düşmez ama koltuklar bir türlü değişmez.

Bu çarpık düzenin en görünür olduğu yerlerden biri ise belediyelerdir. Artık açıkça konuşmak gerekiyor: Belediyeler büyük ölçüde birer hizmet kurumu olmaktan çıkmış, rant dağıtım merkezlerine dönüşmüşlerdir. İmar kararlarından ihale süreçlerine, taşeron sistemlerinden iştirak şirketlerine kadar uzanan geniş bir alan, ciddi bir ekonomik güç üretmektedir. Bu güç ise çoğu zaman kamu yararından çok, belirli çevrelerin menfaatine hizmet etmektedir.

Belediyeler, merkezi denetimin zayıf olduğu, yerel ilişkilerin güçlü olduğu alanlar olduğu için bu yapının en rahat filizlendiği zemin haline gelmişlerdir. Bu nedenle radikal bir tartışmayı açmanın zamanı gelmiştir. Mevcut belediye sistemi gerçekten topluma hizmet mi ediyor, yoksa belirli gruplar için bir “rant çiftliği” olarak mı çalışıyor?

Belki de çözüm, bugünkü yapıyı kutsamak yerine kökten sorgulamaktan geçiyor. Belediyelerin tamamen kaldırılması, ya da en azından yetkilerinin ciddi biçimde merkezi ve şeffaf sistemlere devredilmesi gibi radikal öneriler artık tabu olmaktan çıkmalıdır.

Çünkü sorun birkaç kötü örnek değil; sistemin kendisidir. Bu nedenle belediye başkanlıkları kaldırmalıdır.

Elbette hâlâ temiz kalmaya çalışan, bu üç gölgenin dışında durmaya gayret eden siyasetçiler vardır. Ancak gerçek şu ki, mevcut yapı bu insanları ya dışarı iter ya da etkisizleştirir. Çünkü sistem, kendi doğasına uygun aktörleri üretme eğilimindedir.

Sonuç olarak mesele kişiler değil, düzen meselesidir. Para, kadın ve makam üçgeninde sıkışmış bir siyaset anlayışıyla ne gerçek hizmet üretilebilir ne de toplumsal güven inşa edilebilir.

Eğer gerçekten değişim isteniyorsa, önce bu acı gerçeklerle yüzleşmek gerekir.

Aksi halde her yeni gelen, aynı çarkın içinde farklı bir dişli olmaktan öteye geçemeyecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI