?>

DEMOKRASİ Mİ, ÇIKAR DÜZENİ Mİ?

Mehmet Cevat Kerem

20 saat önce

Toplumlar, sadece iktidarların gücüyle değil, muhalefetin kalitesiyle de ayakta durur.

Çünkü demokrasilerde muhalefet, yalnızca seçim kazanmak için değil, halka  başka bir yol mümkündür  duygusunu verebilmek için vardır. İnsanlar iktidardan yorulduğunda dönüp baktıkları yerde temiz, dürüst, akıllı ve güven veren bir alternatif görmek isterler.

Eğer orada da aynı kibri, aynı çıkar ilişkilerini, aynı çürümeyi görürlerse umutlarını tamamen kaybederler.

Bugün Türkiye’de yaşanan temel sorunlardan biri de budur. İktidarın yıllardır eleştirilen yanlışlarını tekrar eden, hatta bazı yerlerde daha küçük ölçekte aynı düzeni kuran belediyeler toplumda büyük bir hayal kırıklığı oluşturmaktadır. Çünkü insanlar şunu soruyor:“Madem siz de aynı şeyi yapacaktınız, o zaman farkınız ne?”

Bir siyasi hareketin en büyük sermayesi ahlaki üstünlüktür. Gücü eline geçirmeden yozlaşma görüntüsü veren bir anlayışın, iktidar olduğunda ne yapacağı konusunda toplumun endişe duyması doğaldır.

Belediyelerde ortaya çıkan liyakatsizlik, akraba ilişkileri, rant iddiaları, kibirli yönetim anlayışı ve halktan kopuk görüntüler yalnızca o belediyelere değil, tüm muhalefete zarar vermektedir.

Üstelik unutulmaması gereken önemli bir gerçek vardır.İdari gücü, yargıyı, denetim mekanizmalarını elinde tutan bir iktidara böylesine büyük açıklar verirseniz, bunun siyasi sonuçlarına da katlanırsınız. Siyaset acımasız bir alandır, rakibinize koz verirseniz, o koz gün gelir sizi boğar. Sonra çıkıp sadece “bizim yanlışlarımız konuşuluyor” demek toplumu ikna etmiyor. Çünkü vatandaş artık kimin ne dediğine değil, kimin ne yaptığına bakmaktadır.

Bu tablo birçok insanı şu düşünceye itiyor.

Acaba belediye sistemi tamamen kaldırılmalı mı? Çift başlı yapı mı sorun üretiyor? Şahsi görüşüm, demokrasi anlayışı kıt olan bizim toplumumuzda bu fazladır.

Elbette yerel yönetimler demokrasinin önemli unsurlarındandır. Ancak mesele sadece sistem değil, sistemi yöneten insan kalitesidir. En mükemmel anayasa bile kötü insanların elinde çürür. En sorunlu sistem bile ahlaklı kadrolarla bir ölçüde yürüyebilir. Türkiye’de yaşanan kriz biraz da budur.Kurumlardan önce insan kalitesinin aşınması.

Bugün siyasete dair toplumdaki güvensizliğin temelinde de bu vardır. İnsanlar artık birçok siyasetçinin temel amacının hizmet değil, makam, para, cinsel arzular, çevre ve kişisel çıkar olduğunu düşünüyor. “Vatan, millet, hizmet” söylemlerinin arkasında çoğu zaman başka hesaplar görüyor. Acı olan ise, bu düşüncenin tamamen sebepsiz oluşmamasıdır.

Yaşanan skandallar, bitmeyen çıkar ilişkileri, sürekli tekrarlanan yozlaşma görüntüleri toplumun siyasete olan inancını eritmiştir.

Halk nasılsa öyle yönetilir  sözü, belki de bugün hiç olmadığı kadar anlam kazanmıştır. Çünkü siyasetçi ve idareci gökten inmiyor, bu toplumun içinden çıkıyorlar. Toplumda liyakat geri plana itilirse, dürüstlük küçümsenirse, bilgi yerine fanatizm ödüllendirilirse ortaya çıkan yönetici profili de bundan bağımsız olmuyor.

Sonuçta mesele sadece iktidarın yanlışları değildir. Asıl mesele, yanlışların artık normalleşmesidir. Muhalefetin bile buna güçlü bir ahlaki itiraz koyamamasıdır. İşte toplumun umutsuzluğu da tam burada başlıyor.

Çünkü insanlar artık kötü ile iyi arasında değil, çoğu zaman birbirine benzeyen yapılar arasında tercih yapmak zorunda bırakılıyor.

Oysa bir ülkenin geleceğini değiştiren şey yalnızca seçim kazanmak değil, güven kazanmaktır. Güven kaybolduğunda ise sandık kalır ama demokrasi ruhunu kaybeder.

YAZARIN DİĞER YAZILARI