Yönetim denildiğinde çoğu kişinin aklına güçlü liderler, karizmatik yöneticiler ve iş bitiren insanlar gelir. Oysa gerçek başarı, tek tek bireylerin omuzlarında değil, doğru kurulmuş sistemlerin ve fikirlerin üzerinde yükselir. Çünkü planlama yoksa en kaliteli insan bile bir süre sonra tükenir, hata yapar ve başarısız olur.
Düzensizlik görünmeyen ama yıkıcı etkisi çok büyük bir sorundur. İlk başta her şey yolunda gibi görünür. İşler kişisel gayretlerle yürür, krizler anlık çözümlerle aşılır.
Ancak zaman ilerledikçe bu yapı sürdürülemez hale gelir. Çünkü insanlar yorulur, unutabilir, hata yapabilir. Ama iyi kurgulanmış bir düzen ise yorulmaz.
Sistem, standardı korur, süreci yönetir ve sürdürülebilirliği sağlar.
Bir işi doğru yapmak kadar, o işi her seferinde doğru yapabilmek önemlidir.
İşte bunu sağlayan şey planlama ve iyi bir organizasyondur.
Plansız ve programsız hareket eden bir yapı, ne kadar bilgiye sahip olursa olsun, başarıyı tesadüflere bırakır. Oysa planlama, belirsizliği azaltır, program ise disiplini getirir.
Başarı, çoğu zaman zekânın değil, iyi düzenin ürünüdür aslında…
Ancak burada çoğu zaman göz ardı edilen bir başka önemli gerçek daha vardır. Düzenin olmadığı ortamlarda, bilgisiz ve kalitesiz insanların yetki ve makam sahibi olması kaçınılmaz hale gelir.
Çünkü sistem yoksa, ölçü yoktur, kriter yoksa, liyakat aranmaz.
Böyle ortamlarda görevler ehline değil, çoğu zaman yakınlığa, sadakate ya da tesadüfi tercihlere göre dağıtılır ki buda başarısızlığı getirir.
Bilgisiz insanların yetki sahibi olduğu bir yapı, sadece verimsizlik üretmezler, aynı zamanda doğruyu da yanlış gibi göstermeye başlar. Kararlar sağlıklı verilmez, hatalar zincirleme büyür ve en kötüsü, işini doğru yapan insanlar zamanla sistemin dışına itilir. Bu durum, kurum içinde motivasyon kaybına, adalet duygusunun zedelenmesine ve nitelikli insanların uzaklaşmasına neden olur.
Daha da tehlikelisi, kalitesiz kadroların zamanla kendi benzerlerini içlerine dahil etmesidir ki buda asıl faciaya sebep olur. Bu da firmadaki kurumsal çöküşün en hızlı yoludur. Çünkü kalite düştükçe, hatalar artar, hatalar arttıkça güven azalır, güven azaldıkça da firma tamamen çöker.
Oysa iyi kurulmuş bir düzende sadece işleri düzenlemekle kalmaz, aynı zamanda doğru insanı doğru yere yerleştiren bir filtre görevi görür. Liyakati esas alır, performansı ölçer ve hatayı minimize eder. Böyle bir yapıda kimse kişisel zaaflarla değil, belirlenmiş kurallarla hareket etmek zorunda kalır.
Elbette insan faktörünü tamamen yok saymak mümkün değildir.
Tam tersine, iyi kurulmuş bir sistemin en önemli tamamlayıcısı nitelikli insan kaynağıdır. Bilgili, donanımlı ve işine sahip çıkan bir ekip, sistemi güçlendirir. Ancak kritik gerçek şudur. İyi insanlar, kötü bir ortamda kaybolur, ama ortalama insanlar, iyi bir sistemde büyük işler başarabilir.
Bugün başarılı şirketlere, kurumlara ve organizasyonlara baktığımızda ortak bir özellik görürüz: Her şey kişilere bağlı değildir. Görev tanımları nettir, süreçler yazılıdır, sorumluluklar bellidir. Kim neyi, ne zaman ve nasıl yapacağını bilir. Böyle bir ortamda hata payı azalır, verimlilik artar ve sonuçlar öngörülebilir hale gelir.
Yönetimde asıl mesele insanları yönetmek değil, sağlıklı bir düzeni kurmaktır. Çünkü iyi bir ortam kurulduğunda insanlar zaten o şema içinde doğru şekilde çalışır. Aksi halde, en parlak zihinler bile dağınık bir yapının içinde kaybolup giderler.
Unutulmamalıdır ki başarı, tesadüflerin değil, iyi tasarlanmış organizasyonların eseridir. Ve liyakatin olmadığı yerde, hiçbir firma uzun süre ayakta kalamaz.