Kadın merhamettir. Kadın berekettir. Kadın hayatın devamıdır. Bir toplumun geleceği büyük ölçüde kadının omuzlarında yükselir.
Anne olarak nesilleri yetiştirir, aileyi ayakta tutar, topluma karakter kazandırır. Bu yüzden kadına verilen değer aslında bir toplumun kendi geleceğine verdiği değerdir.
Bizim coğrafyamızda kadın her zaman saygı görmüştür. En zor şartlarında bile kadın hep aileyi ayakta tutan en güçlü unsur olmuştur. Geçmişte yaşanan ekonomik sıkıntılar, eğitim imkânlarının sınırlılığı ve bölgesel geri kalmışlıklar elbette hem kadınları hem erkekleri etkilemiştir. Bu durum yalnızca kadınlara özgü bir mesele değil, dönemin şartlarının dayattığı ortak bir zorluktu.
Dünyadaki ekonomik ve teknolojik gelişmelerden Türkiye de kendi payına düşeni almış ve son 30–40 yılda Türkiye büyük bir dönüşüm yaşamıştır.
Eğitim olanakları genişlemiş, şehirleşme artmış, ekonomik ve sosyal hayat çeşitlenmiştir. Bunun sonucu olarak kadınlar toplumun her alanında daha güçlü ve görünür hale gelmişlerdir. Bugün kadınlar akademide, siyasette, iş dünyasında ve kamuda önemli görevler üstlenmektedirler.
Bütün bunlar ortadayken son yıllarda siyasette garip bir tablo ortaya çıkmıştır. Özellikle bazı siyasi çerçeveler neredeyse her konuyu tek bir slogana indirgemişlerdir. Kadın özgürlüğü, Jin Jiyan Azadi, kimsenin namusu değiliz, namusumuz özgürlüğümüzdür gibi sloganları yıllardır dillendirmektedirler. Aslında en çok ne eksik ve yok ise onun talebi yapılır. Yani olmayan şey çok istenir.
Neredeyse her gün aynı sahne yaşanıyor.
Bir grup toplanıyor, pankartlar açılıyor, sloganlar atılıyor ve yine aynı cümleler tekrarlanıyor. Kadın mücadelesi, kadın devrimi , kadın özgürlüğü.
Sanki Türkiye’de başka hiçbir sorun yokmuş gibi. Sanki Kürtlerin temel sorunu sadece kadın özgürlüğü imiş. Sanki dünya da kadınlarına kötü davranan değer vermeyen tek millet bu millettir. Aksine kadınına değer veren, onu baş tacı eden, koruyan halk bu millettir.
İşsizlik mi var? Kadın özgürlüğü.
Ekonomik sıkıntı mı var? Kadın özgürlüğü.
Bölgenin kalkınma sorunu mu var? Jin jiyan azadi.. Bir güne bir gün dil dil ana dil yok yok…
Kadın özgürlüğü derken aslında istenen nedir? Ne olursa kadın özgür olur. Bu netleşmelidir.
Bir süre sonra insan ister istemez şu soruyu soruyor.
Gerçekten kadınların sorunlarını çözmek mi istiyorsunuz, yoksa kadın meselesini bir siyasi vitrin olarak mı kullanıyorsunuz?
Çünkü ortada ciddi bir çelişki var. Eğer gerçekten kadınların sorunlarıyla ilgileniyorsanız bunun yolu sürekli slogan üretmek değildir.
Dahası, bu söylemler çoğu zaman toplumun kültürünü, inançlarını ve aile yapısını küçümseyen bir dile dönüşüyor. Halkın değerleriyle kavga eden fikirler “özgürlük” adı altında pazarlanamaz.
Oysa Doğu ve Güneydoğu insanını en iyi tanıyanlar bilirler. Bu coğrafyada kadın evin onurudur. Kız evlat baş tacıdır. En kıt imkânlarda bile aileler kız çocuklarını korur, kollar, sahip çıkarlar.
Bölge insanına dışarıdan “kadın dersi” vermeye kalkmak ise en hafif ifadeyle gerçeklikten kopuk bir siyasi kibirdir.
Gerçek şu ki; kadın bu toplum için bir propaganda malzemesi değildir. Kadın annedir, emektir, fedakârlıktır. Kadını ideolojik sloganlara indirgemek kadına saygı değil, kadını siyasetin vitrinine koymaktır.Kadın üzerinden siyaset yapanla, kadına gerçekten değer veren arasındaki fark giderek daha net ortaya çıkıyor.
Kadın bu toplumun onurudur.
Onu siyasi sloganların arkasına saklayarak siyaset üretmek ise ne özgürlük mücadelesidir ne de toplumsal ilerleme. Aslında bu söylemlerde ısrar topluma söyleyecek başka bir sözün olmadığının ifadesidir.
Bu sadece siyasi kolaycılıktır.