?>

DEMOKRASİ VE TRANSFER

Mehmet Cevat Kerem

22 saat önce

Demokrasinin özü sandık ve seçmenin iradesine sadakattir. Ne var ki son dönemde yaşanan belediye başkanı ve milletvekili transferleri, tam da bu sadakat meselesini yeniden tartışmaya açmış durumdadır.

Neredeyse her gün bir belediye başkanının ya da bir siyasetçinin partisinden ayrılıp iktidar saflarına geçtiğine tanık oluyoruz. Bu tabloya bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor. Bu geçişler gerçekten bir siyasi inanç değişiminin, bir dava bağlılığının sonucu mu, yoksa daha güvenli bir limana yanaşmanın, iktidarın gölgesinde siyasi geleceği garanti altına almanın hesabı mı?

Siyaset, yalnızca koltuk hesabı değildir.

Siyaset aynı zamanda ilke, sadakat, karakter ve bedel ödeme işidir. Eğer bir siyasetçi, seçim döneminde bir partinin rozetiyle halkın karşısına çıkmış, o partinin söylemleriyle oy istemiş, o partinin çizgisini temsil edeceğini vaat etmişse, seçildikten sonra  şartlar değişti diyerek başka bir partiye geçmesi basit bir tercih değil, doğrudan doğruya seçmene karşı sorumluluk meselesidir.

Çünkü o makam, yalnızca kişinin şahsına değil, temsil ettiği siyasi kimliğe, vaat ettiği programa ve seçmene verdiği söze dayanarak kazanılmıştır.

Yaşanan transfer siyaseti, ne yazık ki “siyasi dava”, “millete hizmet”, “ideolojik yakınlaşma” gibi süslü cümlelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Halk bunu Güç neredeyse oraya yönelme eğilimi olarak görüyor.

Çünkü Türkiye’de iktidar yalnızca siyasal bir üstünlük alanı değil, aynı zamanda devlet imkânlarına erişimin, bürokratik rahatlığın, merkezi idareyle sorunsuz çalışmanın, kimi zaman da siyasi baskılardan korunmanın adresi olarak görülüyor.

Hal böyle olunca, bazı isimlerin “dava” diye anlattığı şeyin aslında kişisel güvenlik arayışı, siyasi ikbal hesabı ve konfor tercihi olduğu yönündeki kanaat güçleniyor.

Bu geçişler, iktidara gerçek anlamda toplumsal destek kazandırmıyor, aksine siyasete duyulan güveni aşındırıyor. Bir belediye başkanı ya da milletvekili parti değiştirince, iktidar hanesine otomatik olarak yeni gönüller yazılmış olmuyor.

Sandıkta muhalefete oy vermiş bir seçmen, oy verdiği ismin daha sonra iktidar partisine geçmesini “ben de artık iktidarı destekliyorum” diye okumaz. Tam tersine, büyük ölçüde kendisini aldatılmış hisseder. 

Halk bir partiye tepki göstererek başka bir adayı seçiyor, sonra o aday dönüp tepki gösterilen partinin saflarına katılıyor. Hukuken mümkün olabilir, fakat etik olarak ciddi bir sorun taşıdığını söyleyebiliriz. Seçmenin iradesi, seçimden birkaç ay sonra makam hesaplarıyla, merkezî güç dengeleriyle yeniden dizayn ediliyorsa ortada sağlıklı bir demokrasi değil, seçmenin emanetine karşı vefasızlık vardır.

Üstelik bu tablo iktidar açısından da sanıldığı kadar parlak bir başarı hikâyesi değildir. Çünkü halk desteği ile transfer gücü aynı şey değildir.

Halk desteği, sandıkta, meydanda, sokakta, gönülde karşılık bulur. Transfer gücü ise daha çok güç merkezine yaklaşma isteğinin ürünüdür. Bir siyasetçiyi yanınıza çekebilirsiniz; ama onun seçmenini, onun arkasındaki toplumsal duyguyu, onun temsil ettiği itirazı aynı kolaylıkla yanınıza çekemezsiniz. Hatta çoğu zaman tam tersi olur.

Eğer gerçekten bir siyasetçi vicdani, ideolojik ve ilkesel sebeplerle artık bulunduğu partide kalamayacağını düşünüyorsa yapması gereken şey nettir. Önce görevinden ayrılır, sonra yeni siyasi adresini millete açıklar, ardından yeniden milletin huzuruna çıkar ve yetki ister. Demokratik meşruiyetin temiz yolu budur. Aksi ise milletin oyuyla alınmış emaneti, kişisel siyasi kariyerin malzemesine dönüştürmektir.

Siyasetçinin partisini değiştirme hakkı olabilir, fakat seçmenin iradesini yok sayma hakkı olamaz.

Sandık, yalnızca oy pusulasından ibaret değildir, aynı zamanda bir güven sözleşmesidir. O sözleşmeyi bozmanın adı bazen  transfer, bazen siyasi tercih, bazen de yeni dönem olabilir. Ama halkın vicdanındaki karşılığı çoğu zaman aynıdır. İrade gasbı, güven kaybı ve siyasete duyulan inancın biraz daha zedelenmesi.

Ve unutulmamalıdır:Milletin oyuyla kazanılamayan bir meşruiyet, transferle tahkim edilse bile vicdanlarda asla tamamlanamaz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI