?>

TÜRKİYE’NİN İKİ SÜPER GÜÇ ARASINDA SURİYE SATRANCI

RAMAZAN PİLATİN

1 hafta önce

Suriye sahası 2011’den bu yana sadece bir iç savaş değil; bölgesel mimarinin yeniden yazıldığı laboratuvar oldu. Washington, Moskova, Tahran, Ankara ve Körfez başkentleri bu laboratuvarda farklı formüller denedi. Örgütler, milisler, yerel aktörler, şehir kantonları ve enerji koridorları bu deneyin hammaddesiydi.

Bugün ise sahada yeni bir faz başlıyor. Ve bu fazın en kritik sorusu şu:

Türkiye ABD ile Rusya arasında denge kurarak Suriye’nin yeni mimarisini şekillendirebilir mi?

1. Rusya’nın sessizliği: Esad sonrası mı, geçiş mi?

Rusya’nın uzun süredir Esad dosyasında düşük profil alması tesadüf değil.

Bu sessizlik iki ihtimale işaret eder:

Ya Esad sonrası geçiş mimarisi kuruluyor,

Ya da Suriye’yi dondurulmuş çatışma statüsünde tutacak bir model hazırlanıyor.

Moskova’nın derdi rejimi korumaktan çok, Suriye’deki enerji ve üs denklemindeki varlığını kalıcılaştırmak.

Esad gerekirse gider; Tartus kalır, Hmeymim kalır.

2. ABD’nin SDG Stratejisinde Yön Değişimi

Washington, SDG’yi yıllarca “DAEŞ sonrası Suriye modeli” olarak parlatmıştı.

Bugün ise tablo farklı:

SDG yalnızlaştırılıyor,

Ankara’ya alan açılıyor,

İran kontrol altına alınıyor,

Körfez yeniden devreye sokuluyor.

ABD’nin önceliği artık:

PKK/YPG değil, İran ve enerji koridoru

Bu stratejik kayış, Türkiye’nin Irak–Suriye koridorunda daha rahat hareket etmesini sağlıyor.

3. İran’ın Kontrol Altına Alınması

İran’ın Levant hattı üç sacayağına dayanır:

Lübnan: Hizbullah (dış cephe)

Irak: Haşdi Şabi (arka lojistik)

Suriye: rejim artı Şii milis koridoru

Bugün bu hattın üçü de baskı altında:

Hizbullah çevreleniyor,

Haşdi Şabi frenleniyor,

Şii milis koridoru bölünüyor.

Bu baskı Suriye denkleminde yeni bir opsiyon açtı:

İran sonrası Suriye geçişi

Bu geçişin koordinasyonu Şara gibi figürlerle test ediliyor.

4. HTŞ’nin Normaliz asyönü ve SDG’nin İzolasyonu

Sahadaki en ironik dönüşüm şudur:

İran karşıtı HTŞ ılımlaştırılıyor,

ABD’nin kara gücü SDG yalnızlaştırılıyor.

Bu iki hamle aynı stratejik senaryoya işaret eder:

Suriye’de İran etkisinin azaltılması için ideolojik değil, pratik mimari kuruluyor.

Bu mimari selefi den sol-liberal seküler aktöre kadar uzanan çoklu kombinasyon modeli.

5. MHP’nin eksen değişimi ve Türk iç siyasetinin yansıması

Bahçeli’nin Özer kararındaki çıkışı, klasik MHP çizgisinden belirgin bir sapmadır.

Bu dönüşüm iki okuma doğurur:

İç siyasal hesap: Kürt seçmenin yeniden tanımlanması

Dış siyasal hesap: İran sonrası Suriye mimarisinde Türkiye’ye rol açılması

Bu çıkış barış sürecinin dönüşü değil, pragmatik çatışmasızlık diplomasisinin işaretidir.

6. Türkiye’nin Konumu: Sadece Oyuncu mu, Yoksa Hakem mi?

Türkiye bugün Suriye’de eşzamanlı dört dosya yönetiyor:

ABD ile SDG–güvenli bölge dosyası

Rusya ile rejim–İdlib dosyası

İran ile koridor–mezhep dosyası

Körfez ile finansal–normalleşme dosyası

Bu çoklu dengeyi kurabilen tek aktör Türkiye’dir.

Bu nedenle soru artık şu değil:

“Türkiye Suriye’de oyun kurabilir mi?”

Soru şudur:

“Türkiye ABD ile Rusya arasında hakemlik yapacak kapasiteye ulaştı mı?”

7. Cevap:

Evet, ama şartlı

Türkiye ABD ile Rusya arasındaki sahadaki tek kesişim noktasıdır.

Bu kesişim üç şarta bağlıdır:

İran sonrası mimarinin netleşmesi

SDG’nin tamamen değil, dönüşerek sistemde yer bulması

HTŞ’nin normalize edilip edilmemesi

Bu üç madde çözüldüğünde Türkiye denge sağlayan aktör değil,

denge üreten aktör olur.

SONUÇ

Suriye dosyası artık iki döneme ayrılacak:

Esad dönemi: iç savaş artı İran koridoru

Esad sonrası dönem: geçiş artı enerji artı denge

Bu ikinci dönemin mimarisinde.

YAZARIN DİĞER YAZILARI