?>

SUYA SABUNA DOKUNMADAN GAZETECİLİK YAPMAK

RAMAZAN PİLATİN

1 gün önce

Deprem konteynerlerinde yaşayan insanlara “ekmekleri, suları, elektrikleri bedava; rehavet yaşıyorlar” demek için ya gerçekten orada hiç bulunmamış olmak gerekir ya da bulunup hiçbir şey görmemiş olmak.

Yaz sıcağında teneke gibi ısınan o konteynerlerde birkaç gün kalın.

Kışın çamurun içinde, nemin duvarlardan içeri sızdığı gecelerde bir sabahı bekleyin.

Sonra dönüp “rehavet” kelimesini yeniden tartın.

Ama mesele görmek değil artık.

Mesele, suya sabuna dokunmadan gazetecilik yapabilmek.

Yani güçlüye soru sormadan cesur görünmek.

Yukarıya değil aşağıya konuşmak.

Garibana laf yetiştirip, muktedire susmak.

Başka bir ülkede bir muhabir, güçlü bir lidere sert bir soru sorabiliyor.

Azar işitiyor.

Ama geri adım atmıyor.

“Dosyada adınız şu kadar kez geçiyor, önce bunu açıklar mısınız?” diyebiliyor.

Bizde ise soru genellikle risk hesabı yapılarak sorulur.

İşten ayrılsan hangi kapı açılır?

Hangi ekran seni yeniden çağırır?

Hangi çevre seni korur?

Bu hesap varsa, soru yukarı yönelmez.

Aşağıya iner.

O zaman da depremzede “rehavet” yaşar,

Yoksul “alışmış” sayılır,

Sessiz kalan “suçlu” ilan edilir.

Bu, gazetecilik değildir.

Bu, konforlu eleştiridir.

Bazıları için eleştiri, kurbağanın yüzüne tükürmek gibidir.

Ne değişir ki?

“Benim suratım deniz suyundan ıslanmadı, bir tükürükle mi ıslanacak?” rahatlığı…

Utanma eşiği aşılmışsa, söz etkisini kaybeder.

Ama hakikat kaybolmaz.

Gerçek gazetecilik risk alır.

Güce soru sorar.

Görünmeyeni görünür kılar.

Acıyı hafife almaz.

Biz kesmeye gelmedik.

Yaşadık yetmedi.

Yaşamaya küsenleri hayata katmaya geldik.

Söz ola yerini bulsa,

Cahile çözüm bilgi,

Akıllıya gerekmez kibir.

Gazetecilik de böyledir.

Yerini bulursa şifa olur.

Bulmazsa sadece gürültü yapar.

Ve bu ülkenin artık gürültüye değil, hakikate ihtiyacı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI