?>

ROJAVA'DA YENİ HESAPLAR, ESKİ VAHŞET

RAMAZAN PİLATİN

6 gün önce

Suriye sahasında taşlar bir kez daha yerinden oynuyor. Amerika’nın son planı SDG ile yürüttüğü ortaklığın sonunu getirdi. Bu yalnızca bir diplomatik ayrılık değil; sahadaki güç dengelerinin baştan yazılması demek.

Halep’te iki Kürt mahallesinin HTŞ ve IŞİD bağlantılı silahlı unsurlar tarafından boşaltılmaya zorlanması bunun ilk işaretidir. Bu girişim, SDG’nin kontrol ettiği diğer bölgelere doğru ilerliyor.

Bu savaşta kadınlar yalnızca kurban değil, aynı zamanda sahadaki en cesur aktörlerden biri. Bugün Rojava’da kadın gerillaların varlığı, dünyanın pek az yerinde görülebilecek bir özgüven, ideoloji ve direniş sembolüne dönüşmüş durumda. Fakat bu sembolün karşısında aynı derecede barbarlığı hedefleyen bir öfke var.

HTŞ’li sözde savaşçıların öldürdükleri kadın gerillaların örgülü saçlarını keserek komutanlarına hediye etmeleri, ahlaksızlığın ve şerefsizliğin zirvesidir. Ölü bir kadının cesedini binanın üçüncü katından aşağı atıp bunu “Allah-u Ekber” nidalarıyla kutlamak, dinin değil vahşetin sesidir.

Çünkü İslam’da cenaze dokunulmazdır; düşman bile olsa. İslam’da savaşın bile bir hukuku vardır. Bu yapılanların İslam’la, hukukla, insanlıkla hiçbir ilgisi yoktur.

Bu vahşete karşı Türkiye’de kadınların saçlarını örerek yaptıkları sembolik dayanışma eylemi hafızalarda bir başka görüntüyle yan yana duruyor: Bir yanda saçları kesilen kadın gerilla; diğer yanda o saçları örerek dayanışmasını ilan eden kadınlar. İkisi de aynı cümleyi söylüyor aslında: “Biz buradayız. Siz vahşeti temsil ediyorsunuz; biz ise onuru.”

Amerika’nın yeni hesabı, Arap grupların yeniden Şara hattına bağlanmasını, SDG’nin yalnızlaşmasını ve Türkiye’nin istediği güvenlik mimarisine daha yakın bir düzen kurulmasını öngörüyor gibi görünüyor. Daha önce SDG’ye katılmış Arap kabileleri bugün yeniden Şara’ya biat ediyor. Bu aynı zamanda “ortak hükümet kuralım” söyleminin bir yalan olarak çöktüğünün ilanıdır.

SDG komutanının “Ben ölürüm, yine de devam ederim” sözleri bir askerî planın değil, bir politik yalnızlığın haykırışı gibidir. Müttefiklerinin terk ettiği, komşularının kuşattığı ve dünyanın seyirci kaldığı bir yalnızlık.

Bu tablonun gerisinde Ankara’nın bakışı da var: SDG’nin zayıflaması, Arap bileşenlerin kopması ve Rojava’nın parçalı hale gelmesi Türkiye’nin yıllardır talep ettiği yeniden yapılanmaya çok yakın bir zemin hazırlıyor. Fakat bu resmin içinde kimsenin konuşmadığı esas mesele şu: Savaş sahasında kadınlar öldürülüyor, aşağılanıyor, saçları kesiliyor, cesetleri parçalanıyor. Ve biz bunlara hâlâ “stratejik gelişme” diyerek bakıyoruz.

Savaşın kazananı olur mu bilinmez ama kaybedeni bellidir: İNSANLIK.

YAZARIN DİĞER YAZILARI