?>

KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE? SIRTIN KAVİ İSE ENDİŞEN GEREKMEZ!

RAMAZAN PİLATİN

6 gün önce

Daha dün bu satırlarda, memleketi "şirket gibi yöneteceğiz" diyenlerin kurduğu o kurumsal tasfiye düzenini, tarımın, hayvancılığın ve yerli emeğin nasıl imha edildiğini konuşmuştuk. Kalbimize akıttığımız gözyaşlarıyla içimizdeki yangını söndürmeye çalışırsan, haksızlığa karşı cüretkarca ellerini patlatırcasına vuran o şuursuz kalabalıkların trajedisine değinmiştik.

"Ahlak ve hukuk" nutukları atanların arkasında dönen çarklar, daha mürekkebimiz kurumadan önümüze öyle iki vahim vesika çıkardı ki, devenin o kadim cevabı bir kez daha kulaklarımızda çınladı: "Nerem doğru ki?"

İlk vesika, bu milletin vergileriyle, devletin parasıyla dönen koskoca TRT’nin Genel Sekreteri’nin resmi makam aracından sızıyor. Sabahın kör saatlerinde, Ankara’nın Kahramankazan gişelerinde narkotik polisinin operasyonuyla durdurulan o lüks araçtan, tam 7,5 kilogram ağırlığında zehir çıkıyor; kokain, eroin, esrar...

Devletin o çevirmeye girmeyeceğine güvenilen, yollarda saygıyla selamlanan resmi forsunu ve dokunulmazlığını, uyuşturucu baronlarına kuryelik yapmak için kullanacak kadar gözü dönmüş bir taşeron düzeniyle karşı karşıyayız.

Kontrole takılmamak için resmi belgeler hazırlayacak kadar da sistemin açıklarını, o "şirket" mantığını çözmüşler. Sahi, kimin eli kimin cebinde belli değil!

Madalyonun diğer yüzünü çeviriyoruz; aynı günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki bir davada ifade veren MEDYA AŞ Genel Müdürü Pınar Türker’in mahkeme salonunda yankılanan feryadını işitiyoruz. Evinden gözaltına alınıp emniyette arşiv odası gibi bir yere alınan bir kadına, daha suçu bile kanıtlanmadan "cinsel organını aç" denilerek çıplak arama zulmü yapıldığı iddia ediliyor.

Ekranlarda, kürsülerde ahlakın tavan yaptığı iddia edilen bir ülkede, böylesi çıplak aramaların yapılması insan onuruna en büyük haksızlık, en açık zulümdür! İnsanları suçluluğu kanıtlanmadan ruhsal olarak hadım etmeye çalışıyorlar.

Peki, hukuk herkese eşit mi işliyor bu şirkette? İşte tam bu sırada sahneye bir başka tanıdık figür, piyasanın en büyük ihalelerini alan müteahhit Mehmet Cengiz’in damadı çıkıveriyor.

Ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonu furyasında adı geçen bu imtiyazlı damat, bir süre yurt dışında kaldıktan sonra yakın tarihte ülkeye dönüş yapıyor. Onca insan gözaltında sabahlar, sorgulardan geçip cezaevine gönderilirken; bu beyefendi uçağından iner inmez hiçbir sorguya bile tabi tutulmadan elini kolunu sallayarak serbest bırakılıyor.

Formül çok açık ve net aslında: Bu düzende sırtın kavi ise endişen gerekmez! Arkandaki o devasa ekonomik sermaye ve kayınpederinin nüfuzu seni her türlü hukuktan muaf tutmaya yetiyor.

Garibana, dürüst insana, muhalif olana çıplak aramaya varan baskılar reva görülürken; gücü elinde tutanın yakınları neden akvaryumun en korunaklı yerinde yüzmeye devam ediyor?

Şair İbrahim Şık’ın o dizelerindeki hakikat, tam da bugün lüks makam araçlarında zehir taşıyanların, insan onurunu çiğneyenlerin ve parasına güvenip sırtını kavi sananların suratına çarpılacak cinstendir: "Alsan ne olacak dünyanın tapusunu, engelleyebilecek mi ahiretin kapısını? Kefenin cebi yok, yok be arkadaş!"

Biz bu dünyaya eğilmek, bükülmek ya da o güç odaklarının kirli çarklarına uyum sağlayıp bozulmak için gelmedik. Bizim bu kodlarımızda kula kulluk yok.

Duygularımız, duyularımız ve mantığımız bu ahlaksızlık ve hukuksuzluk yönetim şekline karşı sonuna kadar isyan etmeye devam edecek. Varsın onlar kendi yarattıkları cüce dünyalarında imtiyazlarıyla yaşasınlar; biz o dik başımızı her türlü darbeye karşı yukarıda tutarak dürüstçe ve cesurca yazmaya devam edeceğiz.

Anlayana!

YAZARIN DİĞER YAZILARI