?>

KAPI DIŞARI EDİLENLERİN PENCERE SİYASETİ: YEŞİLLERİN KULLARI

RAMAZAN PİLATİN

5 saat önce

Siyaset arenası, menfaatin kapısından girip, o kapıdan şutlanınca bu sefer pencerelerden içeri sızmaya çalışan fırıldakların panayırına döndü. Gürsel Tekin’in bayramlaşma töreninde Kılıçdaroğlu’nun arkasında el pençe divan durup, ellerini bir an bile ayırmadan sergilediği o ezik manzara, ne bir parti sevgisindendir ne de bir vefa borcundandır. Bu duruş, doğrudan doğruya "yeşillerin kulu" olmanın, o paranın ve rantın cazibesine kapılmanın apaçık vesikasıdır. Dün menfaati uğruna iktidarın aparatlığına soyunanlar, oradan kovulunca yüzey değiştirip eski genel başkanın tabasına kapılanmayı deniyorlar.

Sokaktaki dilenci bile bunlardan onurludur; çünkü dilenci acizliğini maskelemez, kumpas kurmaz, milyonların umudunu pazarlamaz. Oysa makam ve koltuk dilencileri, halkın hakkını savunuyormuş gibi yapıp sadece kendi ikballerinin dilenciliğini yaparlar. Bu maskeli tiyatro ne kadar sürerse sürsün, asil ve eğitimli seçmen bu fırıldakların ciğerini çoktan okudu.

BOĞAZDAN GEÇMEYEN LOKMA: HARAMZADELERİN SOSYETE KULELERİ

İnsanın gırtlağından aşağı bir kez haram lokma girmeye görsün; o saatten sonra o şahıs veya şahısların bu kirli alışkanlıktan vazgeçmesi imkansızdır. Alışmış, kudurmuştan beterdir ve o haram lokmanın etkisi, o bedende ölünceye kadar devam eder. Dün bir yerlerde çaycılık yapıp, bugün paranın karanlık merkezine doğru sinsi adımlarla ilerleyenlerin, yetim hakkıyla doldurdukları o haram kaynaklar bugün oğullarını, gelinlerini "sosyete kokonası" yapmaya yetebilir. Ancak o lüks salonlarda üzerlerine sıktıkları en pahalı parfümler bile, gırtlaklarına kadar battıkları o çürümenin, o necasetin kokusunu örtemez.

Paraya kul olmayı kendilerine sığınak görenler, tıpkı Siirt’in beldesindeki o cimri adamın kıssasına benzerler. Hemşehrileri adamın parasıyla kırlarda sofra kurup önüne koyduğunda, paranın kendisinden çıktığını anladığı an "kendi malım boğazımdan geçmiyor" diyerek sefilliğini onaylamıştı. İşte halkın rızkına çöken, doymak bilmeyen muktedirlerin durumu budur; gasp ettikleri o lüks sofralarda yedikleri haram lokma, karakterlerini kemiren bir ura dönüşür ve onları hüsran dolu bir sona doğru sürükler.

NUSHDAN KÖTEĞE: ZİYA PAŞA'NIN DEFTERİNDEKİ ADALET

Tarihin şanlı sayfalarını yazanlar bile, ne yazık ki gücü elinde tutanlara, o mutlakıyet kulelerinde oturanlara torpil geçmekten geri durmamışlar. "Nush ile yola gelmeyeni etmeli tektir, tektir ile uslanmayanın hakkı kötektir" lafını koskoca cihan padişahı Kanuni’nin hanesine yazan tarih aklı, o dertli şair Ziya Paşa’nın hakkını çiğnemiştir. Oysa Ziya Paşa, o eski dönemlerde Ziraat Bankası’nda hesap açtıranlara verilen, helal alın terinin kuruş kuruş işlendiği o lacivert kaplı hesap defterlerinin ilk sayfasından bilge bakışıyla selamlardı bizi. O defter, bugünkü baronların borsa hesapları gibi kirli değil; bir halkın emeği gibi tertemizdi.

Eğer bu memlekette ahlaksızlara, fırsatçılara, yoksulu yok sayanlara o hak edilen adalet köteği zamanında vurulsaydı, sırtını kibir kulelerine yaslayanların o sahte güven duvarları tek gecede tuzla buz olurdu. Velhasıl-ı kelam; insan nasihatle düzelmezse musibetle düzelir. Hak bizi hür yaşatmışken, hırsın bizi köle etmesine izin vermemek gerekir. Bu adaletsiz çarkları eleştirirken bile asil üslubumuzu, insan sevgimizi kaybetmiyoruz; çünkü biliriz ki kalp kırmak, kafayı kırmaktan daha büyük bir züldür. Kibir kuleleri bir gün yerle bir olduğunda, geriye sadece o kırılmayan asil gönüller ve tertemiz bir hafıza kalacaktır.

POLİS ZORUYLA AÇILAN TEZGAH VE SÖNMEYEN KOLTUK UKDESİ

İlkokul sıralarından çıkıp, ocak başındaki o çaycılıkta siyasete adım atmak ve oradan en tepedeki koltuklara uzanmak dışarıdan bakıldığında bir başarı mucizesi gibi sunulabilir. Oysa bu yükseliş, emeğin ya da liyakatin değil; paranın ve gücün merkezine sinsi adımlarla ilerleyen bir menfaat genetiğinin ürünüdür. Gürsel Tekin’in siyasi geçmişine bakıldığında, hafızalardan silinmeyen o İstanbul İl Başkanlığı dönemi tam bir ibret vesikasıdır.

Koltuğa polis zoruyla, adeta bir baskınla oturup orada kendine menfaat tezgahları açan bir aklın, o şatafatlı hevesi çok değil, sadece birkaç ay sürmüştü. Mahkeme kararıyla o koltuktan apar topar indirilerek yerine bir bayanın atanması, o gün bugündür onun içine sönmeyen bir ukde, büyük bir hazımsızlık olarak oturmuştur. İşte o gün o makam kapısından şutlanan bu zihniyet, bugün ortamdan çıkarıldığı o pencereden yeniden sızabilmek için eski genel başkan Kılıçdaroğlu’nun etrafında fırıl fırıl dönmektedir. Bayramlaşma törenlerinde ellerini birbirinden bir an bile ayırmadan, o el pençe divan duran ezik profilin arkasındaki tek gerçek, yeniden bir koltuk, yeni bir rant kırıntısı kapabilme beklentisidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI