?>

ÖLÜ ÖLDÜĞÜNÜ MEZARDAN ÇIKMAK İSTEDİĞİ ZAMAN ANLAR

RAMAZAN PİLATİN

8 saat önce

Ülkede adeta freni patlamış bir araç gibi, içindeki zenginiyle de yoksuluyla de son hızla uçuruma doğru yuvarlanırken, yanlışları yaşayanlara hakaret ölçüsünde saldıranların aymazlığı toplumu derin bir ayrışmanın, itilip kakılmanın eşiğine getirdi.

Kendi kişisel menfaatlerini, konforlu makamlarını ve tıkırında giden işlerini memleketin istikbalinden üstün tutanlar, kitlelere sinsi bir afyon gibi buralardan nemalanma mantığını empoze ettiler. Ne direksiyonda baseritli bir şoför var ne de bu gidişata dur diyecek namuslu bir uyarıcı.

Kıyametin gelişini insanlar tam da böyle anlarda anlar.

Ancak en acısı, bu felakete zemin hazırlayanların, üzerine benzin dökenlerin, o eski koltuk sahiplerinin bugün iktidarın gizli ajandalarına payandalık etme yarışına girmeleridir.

Eski CHP milletvekili Bülent Kuşoğlu gibi isimlerin, milletin aklıyla alay edercesine bu çürümeyi bir "devlet programı" kılıfıyla aklamaya yeltenmesi, kendi suç dosyalarını kalınlaştırmaktan başka bir şeye hizmet etmemektedir. Beyinlerini peynir ekmekle yemişçesine sergiledikleri bu teslimiyetçi tavır, onları tarihin önünde birer peyk haline getirmiştir.

İki yıl önce o muhalefet masalarında millete umut pazarlayıp bugün egemenlerin arkasında el pençe divan duranlar, bu tavırlarıyla geçmişteki günahlarını örtbas edebileceklerini sanıyorlar.

Eskiler der ki; ölü, kendi ölümünü ancak üzerinde toplanan kalabalık dağılıp, mezarın o derin sessizliğiyle baş başa kaldığı an anlarmış. Tıpkı o mezardan çıkmak isteyip de başını vurduğu o sert tahtayla o kaçınılmaz gerçeğe uyandığı o dehşet anı gibi...

İşte siyasi ikballeri uğruna toplumu kutuplaştıran, sırtını kibir kulelerine yaslayıp "benim yerim rahat olsun da dünyanın sonu gelse umurumda olmaz" diyenlerin akıbetti de bundan farklı olmayacaktır. O paranın yeşiline kul olanlar, o dün çaycılık yapıp bugün yetim hakkıyla oğullarını, gelinlerini sosyete kokonası yapanlar, o polis zoruyla açtıkları sahte menfaat tezgahlarının ebedi olduğunu zannediyorlar.

Onlar, bu memleketin altındaki zemin kayarken, kendi köşklerinde huzurla oturabileceklerini sanan canlı cenazelerdir.

Velhasıl-ı kelam; o etraflarındaki dalkavukların, o saray şürekâsının alkışları kesilip, o menfaat panayırının ışıkları söndüğünde, siyasetin o kara toprağına gömüldüklerini çok geç anlayacaklar.

Nasihatle uslanmadıkları için o ilahi adaletin ve tarihin bükülmez köteği sırtlarına indiğinde, mezardan çıkmak isteyecekler ama o kalınlaştırdıkları suç dosyaları üzerlerine en ağır mühür olarak çökecek.

Biz o kalp kırmayı zül sayan, helal lokmanın nöbetini tutan eğilmez omurgamızla buradayız; gerçeğin o muazzam ortaya çıkma huyu, bu peykleri de, onlara sırtını yaslayan Karunları da hak ettikleri o unutuluş çukuruna elbet fırlatacaktır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI