?>

BEKA DENEN KORDİPLOMATİK KUMAR: ÜLKE Mİ, KOLTUK MU?

RAMAZAN PİLATİN

1 hafta önce

Uluslararası ilişkiler sahnesi hiçbir zaman safiyane dostlukların ya da ilkesel duruşların mekânı olmadı; bunu biliyoruz. Ancak son dönemde Ankara’nın attığı dış politika adımları, pragmatizmin sınırlarını zorlayan, adeta pimi çekilmiş el bombalarıyla dolu bir cambaz telinde yürüme provasına dönüştü.

Abdulkadir Selvi’nin Hürriyet sayfalarından uçurduğu kulis bilgileri, aylardır perde arkasında pişirilen bir planın deşifresinden başka bir şey değil: S-400 hava savunma sistemleri Körfez’e satılıyor. Bir yanda Trump’ın vaatleri, diğer yanda Pentagon’un dayatmalarıyla sıkışan iktidar, faturası henüz kesilmemiş bir krizin diyetini ödüyor.

Peki, bu u dönüşünün, bu ani Körfez aşkının ve Rusya’ya çekilen restin arkasında yatan asıl motivasyon nedir? Memleketin ali menfaatleri mi, yoksa iktidar ömrünü bir dönem daha uzatabilme arzusu mu?

RUSYA’NIN SÖZLEŞMESİ VE "SON KULLANICI" GERÇEĞİ

Öncelikle hafızayı tazeleyelim: Silah ticaretinin alfabesinde "Son Kullanıcı Sertifikası" (End-User Certificate) denilen katı bir kural vardır. Rusya’dan S-400’ler alınırken altına imza atılan antlaşma netti; bu füzeler üçüncü bir ülkeye satılamaz, devredilemez. Şimdi Trump’ın gözüne girmek, CAATSA yaptırımlarından sıyrılmak ve F-35 projelerinin kapısını yeniden aralamak için füzeleri Körfez’e postalamak, Rusya ile ilişkilerin gerilmesine adeta alkış tutmaktır.

ABD’ye açıkça kafa tutamayan iktidar, bu hamlesiyle Türkiye’yi Ukrayna savaşının doğrudan bir tarafı haline getirme ve Karadeniz’de NATO ile Rusya arasında sıkıştırma riskini körüklüyor. Moskova’nın bu "ihaneti" unutmayacağı ve yarın bir gün Suriye’de, enerjide ya da turizmde bu hamlenin bedelini Türkiye’ye ödetmek isteyeceği aşikârdır.

ARJANTİNLEŞME SARMALI VE EKONOMİK CAN SUYU İLLÜZYONU

Dış politikanın bu kadar pervasızca savrulmasının temel sebebi, içerideki iktisadi enkazdır. Yüksek enflasyonun, eriyen alım gücünün ve derinleşen döviz krizinin ülkeyi getirdiği nokta tam manasıyla bir "Arjantinleşme" sarmalıdır. Yapısal reformları yapamayan, hukukun üstünlüğünü sağlayamayan ve üretim ekonomisinden uzaklaşan iktidar, Körfez’den gelecek üç-beş milyar dolarlık satış gelirini piyasalara nefes aldıracak bir makyaj malzemesi olarak kullanmak istemektedir.

Ancak bu geçici pansumanlar, yaklaşan büyük devalüasyon dalgasını ve yapısal çöküşü engellemeye yetmez. Ekonomik başarısızlığı gölgelemek, toplumsal öfkeyi bastırmak için her zaman olduğu gibi yine en bilindik formüle başvuruluyor: Güvenlikçi politikaları tahkim etmek ve beka söylemini parlatmak.

SON SALVO VE İKİ ATEŞ ARASINDA BİR MEMLEKET

Trump’ın kafasındaki Ortadoğu planı sır değil; İran’ı çevrelemek ve bölgeyi yeni bir çatışma alanına çevirmek. Türkiye, S-400’lerden kurtulup Amerikan eksenine teslim oldukça, Trump’ın bu bölgesel savaş senaryolarının tam merkezine, iki ateşin arasına çekilmektedir.

İşte en korkutucu senaryo da burada başlıyor: Seçimleri her ne pahasına olursa olsun kazanmak ve iktidarda kalabilmek için ülkeyi bir sıcak çatışmanın, bir güvenlik krizinin eşiğine getirmek... Siyaset sosyolojisinde iyi bilinen, kriz anlarında kitlelerin "bayrak etrafında toplanması" refleksini tetikleyerek, olası bir sıkıyönetim ya da beka atmosferiyle seçimleri manipüle etmek iktidarın son salvosu olabilir mi?

Bugün gelinen noktada soru işaretleri berraktır. Karşımızda duran tablo, memleketin geleceğini bir kumar masasına sürenlerin tablosudur. Ne yazık ki bu acı reçetede yazan gerçek şudur: Ülkenin bekası kayıplardadır (lost), iktidarın bekası ise her daim (every time) başroldedir. Ancak unutulmamalıdır ki, yapısal bir çöküşün ve halkın çektiği sefaletin yaratacağı dip dalgası, hiçbir yapay dış politika zaferiyle ya da beka algısıyla sonsuza kadar bastırılamaz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI